Sesli Sohbet Sesli Chat

31 Mart 2010 Çarşamba Yazar  
Kategori Sesli Sohbet, Seslisohbet Siteleri

Sesli Sohbet, Sesli Chat Türkiye ve dunyanin her yerinden kullanicilarin internet araciliğiyle hiç bir ücret ödemeden faydalandığı bir iletişim paylaşim, arkadaşlik ve dostluk aracidir. Normalde dostlarımizla ve arkadaşlarimizla telefon ile iletişim kurariz ve telefonda sadece sadece sesli konuşuruz ama epeyce pahalıdır. Telefon yerine msn de sesli ve görüntülü konuşabiliyoruz diyebilirsiniz oysa sesinizi duyan sizi görebilen sadece bir kişidir. Sesli Sohbet, Sesli Chat sitemiz ise aynı anda sesinizi onlarca kişiye duyurdugunuz ve sizi görebilmelerinin yani sira sizinde onlari görebileceginiz bir anternatif ve zamanın en güzel degerlendire bileceginiz bir iletişim ve paylaşim platformudur. YuregininSesi.Com Sesli Sohbet, Sesli Chat sitemiz üzerinden sesli sohbet’e giriş yaparak sitemizde bulunan kullanicilarla yepyeni dostluklara ve arkadasliklara kavuşma firsatini yakalaya bilir yeni dostlar arkadaslar edine bilirsiniz. Seslisohbet, Seslichat Sitemizde çeşitli isimlerde odalar bulunmaktadır şimdi tüm insanlarin yeni buluşma merkezi ve adresi Sesli Chat, Sesli Sohbet’ e sizleride bekliyoruz. Bu paylaşima katilmak icin karar sizin haydi gelin ve bunu sizde farkedin. Şimditen iyi sohbetler….

Devlet Çatışıyor Mu Çalışıyor Mu?

31 Mart 2010 Çarşamba Yazar  
Kategori Genel Haberler

Devletin kurumları arasında ki ilişki geriliyor mu, normalleşiyor mu? Her ‘dalga’nın ardından yapılan açıklamaların vurduğu hedef…

Son süreçte sıkça bahsedilen kurumlar arası çatışma gerçekten var mıdır? Bu çatışma söyleminin iç yüzü nedir? Müesses Nizam, devlet aygıtını istediği şekilde tepe tepe kullanıyor, istediği kurumdanİstediği kararı çıkarttırıyor, istediği dosyayı örtbas ettirebiliyor, istediği grubu veya kişiyi provoke edip istediği sonuca ulaşabiliyor, güpegündüz sokak ortasında adam öldürtebiliyor, dahilde ve hariçte istediğini dost istediğini düşman ilan edebiliyor. Bütün bu yaptıkları için bırakın bedel ödemeyi, açıklama yapma gereği bile duymuyordu.

Lütfen yapılan açıklamalar da meşhur kamyoncu sözünü anımsatıyor ‘’ne diyorsak o’’. Eğer birilerine gözdağı verilecekse o zaman ‘’gelişmeleri dikkat ve ibretle izlemekteyiz’’ jargonu kullanılırdı. Ve günler böyle geçip gidiyordu.

Fakat ne olduysa oldu ve ‘’böyle gelmiş böyle gider’’ yaygın kanaati sorgulanmaya başlandı. Sonrada ‘’böyle gelmiş ama böyle gitmeyecek’’ itirazı dillendirilmeye başlandı. Ve yeni dönemin türküsü oldu. Artık dünya değişmiş, yurdum insanı konulduğu kafese sığmaz olmuştu. Dünyayı tanımış, çağdaş fikirlerle tanışmış, şeffaf yönetimin farkına varmıştı.Her şeyden öte sorgulanmak değil de artık sorgulayabileceğinin farkına varmıştı. Ve muhtaç olduğu kudretin damarlarında ki asil kanda mevcut olduğunun bilincindeydi. Geldiğimiz nokta da anlaşılan o ki birbirinden habersiz ama aynı kısır döngüden şikayet eden fakat ne yapacağını yada nerden başlayacağını bilemeyen yurdum insanları bir kıvılcım bekliyormuş. Ve beklenen oldu Ümraniye bombaları patladı.

İlk olarak anormal bir durum yoktu, sıradan bir ihbar vardı. Ancak soruşturma derinleştikçe olayın seyri değişti, herkesin merakını çekti ve herkes sıra dışı bir durumla karşılaştığını fark etti. Aslında sıra dışı olan olay değil de olayı derinleştiren yetkililerdi. Çünkü olay olageldiği üzere kapatıl(a)madı, kadük bırakıl(a)madı. Aksine her adım yeni adımları getirdi ve dalgalar oluştu. Her dalga müesses nizama rağmen yapıldı ve ondan bir şeyler götürdü. Kimse olanlara anlam veremiyor, ardında bir çapanoğlu aranıyor hatta bu durum müesses nizamın yeni bir kurgusu olaraknitelendiriliyordu. Yani her şey film gibiydi.

Müesses nizam ilk kez böylesine bir acziyet sergiliyordu ama soğukkanlılığını elden bırakmıyordu. Ne de olsa bu memleket onlardan sorulurdu ve onlara rağmen bir şey yapılamazdı. Velev ki yapılsın

gereği,derhal ve fazlasıyla bir şekilde yapılırdı. Birçok kez yapılmıştı da. Ne var ki bu kez ol(a)madı, süreç kontrol altına alınamadı. Anlam veremedikleri bir sebeple devlet aygıtına hükmedemiyorlardı.

Ani ezber bozukluğu zihin konforlarını da bozdu. Tek işaretle harekete geçirdikleri medya ve STK da bütünüyle harekete geçirip etkin kullanamadılar. Kullanabildikleri de dalgaların büyüklüğü ve kamuoyunun tepkisi karşısında çer-çöp olup kayboldu. Ama yılmadılar, yıkılmadılar. Yeni argümanlar, yeni söylemler geliştirdiler. Sivil darbe, muhalefeti sindirme , kurgusal operasyonlar,AB işbirlikçiliği,yandaş medya, devlette cemaatçi yapılanma,cemaat hükümet el ele söylemleri ile ön almaya çalıştılar. Soruşturmayı yürüten yetkililer mercek altına alındı ama etki altına alınamadı. Kara propagandaları sonuçsuz kaldı.

Şimdi sıra kurumlar arası çatışma yaşanıyor teziyle kara propagandaya devam. Fakat bu da diğerleri gibi boş ve temelsiz bir iddia olarak orta yerde duruyor.Söylediklerine bakılırsa nereden geldikleri bilinmeyen bir kabile devlet kurumlarını ele geçirmiş ve yıllarca devlete hizmet vermiş kişileri acayip bir şekilde yargılıyor,tutukluyor ve onur kırıcı işleme tabi tutuyor.Yani yetişin dostlar yangın var havasındalar.Halbuki her şey yasal zeminde devletin kurumları marifetiyle yürütülmekte ve güçlerini hukuktan almaktalar. Yoksa emin olalım bu günlere gelinmezdi.Neyse ki halkımız engin sağ duyusuyla bu çatışma kandırmacasına da itibar etmedi etmiyor. Çünkü halkımız operasyonu yürütenlerin bu vatanın evlatları olduğunu ve temiz bir toplum, temiz bir devlet için uğraş verdiklerine inanıyor. Halkımız bu vatan evlatlarının işinin kolay olmadığının da farkında. Onun için her fırsatta desteğini açıkça vermekte,kara propagandalara papuç bırakmamakta. Çok şükür ki halkımız her şeyin farkında ve kendi yapması gerekenleri yapmaktadır. Yapacağı son bir şey daha var. Ergenekonun avukatlığına soyunan siyasileri seçim sandığına gömmek. Halk o günü inançla ve azimle beklemektedir. Böylece bu oyunun final sahnesine halkımız imzasını atmış olacak ve bu ülke için her şey yeniden başlayacaktır…

Ritim Bozukluğu Ani Ölüm Nedeni

31 Mart 2010 Çarşamba Yazar  
Kategori Genel Haberler, Sağlık

Dünyada ölüm nedenleri arasında ilk sırada yer alan kalp damar hastalıklarına artık ileri yaşlarda değil, çocuk ve gençlik çağlarında da sıkça rastlanıyor…

Dünyada ölüm nedenleri arasında ilk sırada yer alan kalp damar hastalıklarına artık ileri yaşlarda değil, çocuk ve gençlik çağlarında da sıkça rastlandığı bilinirken, kalp hastalıklarından biri olan ve kalbin normalden hızlı ya da yavaş çalışması olarak tanımlanan ”aritmi”nin ani kardiyak ölümle sonuçlanabildiği, bu yüzden ”ciddiye alınarak” tedavi edilmesi gerektiği bildirildi.

Ege Üniversitesi (EÜ) Tıp Fakültesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cüneyt Türkoğlu, AA muhabirine, ritm bozukluğunun belirtileri, teşhisi ve sonrasında yapılması gerekenleri anlattı.

Kalbin normal atışının dakikada 60-90 arasında olduğunu, eğer ritm bozukluğu üst seviyelere çıkarsa nabız atışının dakikada 500-600′lere çıktığını, bu durumun da kalbi aniden duraklattığını belirten Türkoğlu, şu bilgileri verdi:

”Kalbimiz muntazam çalışan bir makine gibi görev yapar. Belli bir atış sayısı vardır, belli bir intizamda çalışır. Normal ritmi dakikada 60-90 arasındadır. İstirahat halinde daha azdır, ama koşarken, merdiven çıkarken, yani organların daha fazla kana ihtiyacı olduğunda sayısını artırır. Bu, belli bir intizam içinde olur. Bunda değişiklik olur, bir düzen göstermezse, ortaya çıkan düzensizliğe kalpte aritmi diyoruz. Yani kelime anlamı düzensiz ritm. Bu değişik derecelerde olabilir. Önemsiz ritm bozuklukları olabileceği gibi, son derece önemli ritm bozuklukları da olabilir. Bu, kişinin hayatiyetini etkiler.”

-NASIL AYIRT EDİLECEK?-

Prof. Dr. Türkoğlu, ritm bozukluğunun doğuştan ya da sonradan kazanılmış olabileceğini ifade etti. Edimsel bozukluğun değişik nedenlerden kaynaklanabileceğini dile getiren Türkoğlu, özellikle çocuklarda ya da gençlerde geçirilen enfeksiyon hastalıklarının bu tip ritm bozuklukları yapabildiğini veya daha ileri yaşlarda damarlardaki darlıklar, kalp krizleri, bazı bölgelere kan gidişinin yeterli olmaması nedeniyle ritm bozukluğunun ortaya çıkabileceğini anlattı.

Türkoğlu, ritm bozukluğunun mutlaka hekim tarafından ayırt edilmesi gerektiğini vurguladı.

Prof. Dr. Türkoğlu, doğuştan gelen bozuklukların nasıl teşhis edildiği yönündeki soruyu ise şöyle cevapladı:

”Bu, hayatın herhangi bir döneminde ortaya çıkabilir. Ama dikkatli incelenirse, örneğin o esnada kişide, bebekte ya da çocukta bir ritm bozukluğu olmasa bile elekrokardiyografi (EKG) dediğimiz kalbin ritmini yazdırdığımız yöntemle anlaşılabilir. Ama her zaman anlaşılmayabilir de. Burada en kritik anlama noktası basitçe bir kez bakmaktan ziyade ”holter monitör” denilen 24-48 saatlik takiplerde ufak tefek de olsa bazı farklılıklar yakalayarak çocuklarda ve gençlerdeki bozukluk teşhis edilebilir. Veya en klasik şekilde nöbet sırasında yakalanabilirse o esnada kesin teşhis konabilir.”

-TEDAVİSİ MÜMKÜN BİR HASTALIK-

Ritm bozukluğu hızlanma şeklinde olduğunda kişinin çarpıntı hissettiğini, yavaşlamada ise halsizlik, baş dönmesi, yorgunluk zaman zaman bayılma yaşandığını dile getiren Prof. Dr. Türkoğlu, ”Eğer ritm bozukluğu kişi efor sarf ettiği zaman artıyorsa mutlaka tedavi edilmeli. Yorulduğunda artmıyorsa tedavisi gerekmeyebilir”dedi.

Prof. Dr. Türkoğlu, ritm bozukluğunun genellikle hafife alındığını, ancak bunun kişinin kendi hayatını tehlikeye atması anlamına gelebileceğini dile getirerek, şu uyarılarda bulundu:

”Bazı ritm bozukluklarının hayati bir önemi vardır. Kişi kaybedilebilir. Bu yüzden mutlaka dikkat etmek lazım. Bazı ritm bozuklukları ölümcül bozukluklara yol açar. Yani kalp çok yüksek hızda, bir anda dakikada 500-600 gibi bir atışla çalışmaya başlar veya aşırı duraklamaya gider. Bu taktirde beyin beslenemeyeceği için kişi kaybedilir. Krize yol açmadan da, ki kalp krizindeki gibi damar darlığını da provoke eder ama ona yol açmadan hastayı öldürebilir. Mutlaka ciddiye alınması, hekim tarafından bakılması, incelenmesi gerekir.”

-RİTM BOZUKLUĞUYLA YAŞAMAK-

Ritm bozukluğunu uyaran en önemli etkenlerin başında çay, kahve gibi içeceklerin çok içilmesini gösteren Prof. Dr. Türkoğlu, bu tür içeceklerin uyarıyı artırdığını, kalbi hızlandırdığını, dolayısıyla ritm bozukluğunu ”provoke” ettiğini söyledi.

Aşırı yorgunluğu bir başka sebep olarak ifade eden Prof. Dr. Türkoğlu, ”Mesela aritmisi olan kişiler spor yaparken, halı sahada maç yaparken sıkça görüldüğü gibi, sorun yaşayabilir, hasta kriz geçirebilir. Bunlara sebep ritm bozukluğudur. Bu kişilerin en azından aşırı spor yapmaması, müsabakaya çıkmaması, profesyonel olmaması lazım” dedi.

EÜ Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Türkoğlu, aritmisi olan hastaların strese dikkat etmesi gerektiğine işaret ederek, ”Streste, aşırı uykusuzlukta, aşırı yemekte sorun ortaya çıkabilir. Bu bir nevi bir kişinin zayıf noktasıdır. Herhangi bir durumda, bir şeye üzüldüğünde, sıkıldığında, aşırı yorulduğunda, çok aç kaldığında, uykusuz kaldığında çıkabilir ortaya” diye konuştu.

Kalbinde sorun olmasa bile kişilerin yılda bir kez kardiyologa görünmesi gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Türkoğlu, ”Genel olarak 30-40 yaş arası senede bir, 40′tan sonra 6 ayda bir doktora başvurmak gerekir. Çocukların da en az bir kez doktora gitmesi gerekir” diye konuştu…

İşte Yüzyılın Sağlık Sorunu

29 Mart 2010 Pazartesi Yazar  
Kategori Genel Haberler, Sağlık

Dünya Sağlık Örgütü, modern hayatın tempolu yaşamının getirdiği sağlık sorunlarını “21. yüzyılın sendromu” olarak resmen tanıdı.

Dünya Sağlık Örgütü, modern hayatın tempolu yaşamının getirdiği sağlık sorunlarını “21. yüzyılın sendromu” olarak resmen tanıdı. Kronik yorgunluk, sinirlilik hali, konsantrasyon bozukluğu, cinsel isteksizlik, halsizlik ve strese bağlı olarak ortaya çıkan fiziksel bozukluklar çoğunluğun sıklıkla karşılaştığı problemler arasında.

Kronik yorgunluk, genç-yaşlı demeden hepimizi etkileyen bir problem. Ancak bu yorgunluğun artarak devam etmesi, sinirlilik hali, konsantrasyon bozukluğu, cinsel isteksizlik, halsizlik ve strese bağlı olarak ortaya çıkan fiziksel bozukluklar ciddi bir hastalığın belirtileri olabilir. Şimdiye kadar tam bir hastalık olarak tanımlanamadığı için ilaçla tedavisi de daha karmaşık olan bu problemlerin artık resmen bir ismi var.

Dünya Sağlık Örgütü, “21. yüzyılın sendromu” olarak tanımladığı bu sağlık sorununu “adrenal yorgunluğu” olarak adlandırdı. Semptomları belirsiz sağlık sorunları grubunda kategorize edilen adrenal yorgunluğunun en büyük nedeni ise yoğun tempoda bir yaşam ve uzun saatler süren stresli çalışma koşulları. Uzmanlar, sendromun böbreküstü bezi olan adrenalin yoğun çalışma temposu ve strese bağlı olarak aşırı derecede kortizol hormonu salgılamasıyla vücuda yorgunluk hissi verdiğini söylüyorlar. Bu hastalıkla ilgili merak ettiğimiz soruları Kadıköy Şifa Hastanesi’nden dahiliye uzmanı Uz. Dr. Deniz Hızlıbacak’a yönelttik.

-Dünya Sağlık Örgütü “adrenal yorgunluğu”nu yeni yüzyılın sendromu olarak resmen tanıdı. Size gelen hastalardan yola çıkarak, bu tespite siz de katılıyor musunuz?
Evet, kesinlikle bu tespite katılıyorum. Genel dahiliye polikliniklerine yorgunluk şikayeti nedeniyle başvuran hasta oranı yaklaşık yüzde 20-25 oranlarında ve her geçen gün artıyor. Bu şikayetlerin görülme sıklığı kadınlarda daha fazla, en çok 25-50 yaş aralığında görülüyor. Hastalık çoğunlukla aniden başlıyor.

-Adrenal yorgunluğu nedir? Belirtileri neler?
Adrenal yorgunluğu stres nedeniyle ortaya çıkar. Stresle baş etmek için kortizol salgılayan böbreküstü bezlerinin aşırı derecede çalışırken yorgun düşmesinden kaynaklanır. Bunun sonucunda vücutta kortizol hormonu seviyesi hızla azalır ve vücut stresle baş edemez. Nedensiz yorgunluk, bitkin ve stresli olmak, sabah kalkmakta zorlanmak, günlük sorunlarla baş etme sıkıntıları çekmek ve stresten kurtulamamak en önemli belirtileridir. Ayrıca eğlenememek, mutlu olamamak, hafıza ve konsantrasyon bozukluğu; şiddeti, tipi, mekanizması, nedeni bilinemeyen baş ağrısı, dinlendirici uykunun olmaması ve efor harcadıktan sonra 24 saatten uzun süren yorgunluğa da sebep olabilir.

-Adrenal vücudumuzu nasıl etkiler?
Adrenalin; böbreküstü bezlerinden salgılanan, kontrolü beyin tarafından yapılan, stres, travma ve şok durumlarında vücudumuzu savunan bir hormondur. Bir tehlike, korku, öfke ve heyecan durumunda salgılanır. Adrenalin salgılanması sonucunda iskelet kaslarına ait arteriollerde (büyük atar damarları kılcal damarlara bağlayan küçük atardamarlar) genişleme; düz kas ve sindirim sistemine ait arteriollerde ise daralmalar meydana gelir. Ayrıca adrenalin, kan basıncını yükseltir, kalp atışını hızlandırır, göz bebeklerini büyütür ve kan şekerini yükseltir.

-Tedavi süreci nasıl oluyor?
Tedavi süresince kullanılabilecek kanıtlanmış herhangi bir ilacı yok. Bazı antidepresan ilaçlardan yararlananlar olduğunu biliyoruz. Psikolojik terapiyle beraber planlı egzersiz programları ile tedavi şansı yüzde 70 oranında yükselebilir. Tedavi 12 hafta ile bir yıl arasında sürebilir.

-Adrenal yorgunluğunun ortaya çıkmasına neden olan etkenler nelerdir?
Beyaz unlu, düşük lifli ya da şekerli gıdaların, kafeinli içeceklerin yoğunlukta olduğu kötü beslenme tarzı en önemli sebepler arasında. Taze meyve ve sebze yönünden eksik beslenmek de bir etken. Ayrıca derin ve dinlendirici uyku uyuyamamak, her gün geç saatlerde uyumayı alışkanlık edinmek de olumsuz faktörler arasında. Ruhsal anlamda ise kendini yeteneksiz hissetmek, hiçbir işe yaramama psikolojisi yaşamak, mesleğinden mutsuz ve mükemmeliyetçi olmak, mutluluk veren hobi ve aktivitelerin olmaması hastalığın ortaya çıkışında etkili.

-Bu sendromdan kurtulmak için neler yapılabilir?
Mesleki, sosyal ve kişisel performansı artırıcı hareketlerde bulunmak, hobileri geliştirmek, düzenli beslenmek ve spor yapmak çok önemli. Ayrıca zamanı iyi kullanmak, gevşeme tekniklerini öğrenmek ve kaliteli uyku uyumak gerekiyor.

-Hastalığın belirtilerini kendinde gören bir kişi ne yapmalı? Hemen doktora mı gitmeli, yoksa beslenme sistemi değişikliği ve egzersizle belirtiler ortadan kaybolur mu?
Adrenal yorgunluğu birçok hastalık grubu ile karıştığı için önce bir doktor tarafından diğer hastalıklardan ekarte edilip teşhis konulmalıdır. Sonra hasta, doktorun önereceği programa göre hareket etmeli. Tabii ki multidisipliner bir yaklaşım problemin çözülmesinde çok daha etkili olacaktır. Sadece beslenmeye dikkat edip egzersiz yaparak belirtileri ortadan kaldırmak pek mümkün olmayabilir. Ruh hali değişiklikleri de böbreküstü bezinin çalışma sistemini etkiler mi? Ruh hali direkt olarak adrenalin salgılaması üzerine etkilidir. Aşırı ve kronik stres sürekli adrenalin salgılanmasına neden olur. Bir dönem sonra adrenal yorgunluğu ortaya çıkar.

-Bu sorunlara karşı vitamin ya da besin destekleri almayı tavsiye ediyor musunuz?
Vitaminlerin ve besin desteklerinin bazı kontrollü çalışmalarda tedavi değerinin olmadığı görülmüştür.

-Kronik yorgunluk, sabahları uyanamama, enerji düşüklüğü çoğu kişinin problemi haline gelmiş durumda. Siz bunun sebebini nasıl açıklıyorsunuz?
Kanıtlanamamakla beraber, bu semptomların birçok nedeni olduğu tartışılıyor ve bir görüş birliğine varılamıyor. Ama başlıca nedenin modern hayat ile birlikte aşırı ve kronik stres sonucu ortaya çıkan adrenal yorgunluğu olduğunu söyleyebiliriz…

Görüntülü Sohbet, Sesli Chat

29 Mart 2010 Pazartesi Yazar  
Kategori Görüntülü Sohbet

Selam arkadaslar Görüntülü sohbet, sesli chat sitemiz de görüntülü chat, sesli sohbet yaparak zaman gecire bilirsiniz seslisohbet, seslichat sitemizde karşinizdaki insani görerek sesli görüntülü konuşarak sohbet, chat muhabbet yaparak zaman gecirebilirsıniz. görüntülü sohbet, sesli chat sitemizde oldukca rahat ve güzel seviyeli bir şekilde  insanlarla tanışarak sesli sohbet’ inize devam edebilirsıniz. Artık sizlere yakın olan bütün insanlari yuregininsesi.com görüntülü sohbet, seslichat sitemize davet ederek  sesli sohbet, sesli chat ede bilirmüzikler calabilir ve gecmişte gecirdiğiniz yıllardan bahsede bilirsıniz çümki siz misafirlerimiz icin actıgımız  görüntülü sohbet, seslichat sitemizde bu güzel ortamda kalıcı gercek dostluklar ve arkadaslıklar kura bilirsiniz.bunları yapmak icın yuregininsesi sitemizi ziyaret ederek  bu ortama sahip olabilirsiniz insanlarin en cok yoğunluk gösterdiği görüntülü chat, sesli sohbet sitemizde cok eglenceli  ve seviyeli seslisohbet,sesli chat yaparak zaman geciriliyor sizlerden yasca kucuk veya büyük  insanlar bu görüntülü sesli sohbet sitemiz sayesinde bir araya gelip sohbetinizi yaparak yaman gcire bilirsiniz görüşmek üzre şimdiden seviyeli iyi sohbetler dilerim

Yakın Gözlüklere 15 Saniyede Veda

27 Mart 2010 Cumartesi Yazar  
Kategori Genel Haberler, Sağlık

”Intra-cor Presbiyopi” yöntemiyle yakını görme kusurları 15 saniyelik bir operasyonla düzeltiliyor…

Aralarında Türk doktorların da bulunduğu bir ekip tarafından geliştirilen ”Intra-cor Presbiyopi” yöntemi, uluslararası oftalmoloji (görme yolları hastalıkları ve cerrahisi) dünyası tarafından son 20 yılın en önemli buluşları arasında sayılıyor.

Yöntemin uygulayıcılarından Doç. Dr. Bozkurt Şener, korneanın ara tabakasına küçük bir müdahaleden oluşan yöntemin uzağı görme problemi gibi yan etkilere yol açmadan operasyondan sonra 1–2 saat içerisinde hastanın yakın görüşünü düzelttiğini kaydetti.

”Bu yöntem, diğer tüm yöntemlerden farklı olarak 15 saniye gibi kısa bir zamanda yakını görememe kusurunu ortadan kaldırıyor” diyen Doç. Dr. Şener, uzun yıllar üzerinde çalışılan yaşa bağlı yakını görme kusurunun (presbiyopi) tedavisinde başarı oranı en yüksek tedavinin ”Intra-Cor Presbiyopi” olduğunu vurguladı.

Doç. Dr. Şener, yöntemin uygulandığı cihazın modifiye edilmiş son haliyle hata riskinin çok azaldığını ve 40′lı yaşlardan itibaren pek çok kişinin yaşadığı yakını görememe sorununu tamamen ortadan kaldırdığını belirtti.

”Korneanın iç tabakasına işlem yapmak” anlamına gelen Intra-cor tedavisinde diğer yöntemlerin aksine korneanın dış tabakasına kesi, flap kaldırma ya da tıraşlama gibi müdahaleler yapılmadığı için hastanın ağrı ya da enfeksiyon gibi yan etkileri yaşamadığını belirten Şener, yöntemin ayrıca hastanın multifokal (uzağı ve yakını gösteren) lens takılmış gibi uzağı ve yakını aynı anda net görmesini sağladığını da vurguladı.

Doç. Dr. Şener, ”Intra-cor presbiyopi” uygulanmaya başlandığından bu yana önemli sonuçlar elde ettiklerini de ifade ederek, ”Presbiyobi gibi bu zamana kadar lazer cerrahisini bu kadar heyecanlandıran ve başarı oranı bu kadar yüksek bir yöntem yoktu. Yalnızca Femtosecond lazer cihazıyla yapılan bu yöntem, korneanın ara tabakalarına uygulanıyor. Kornea dıştan kesilmediği için dokunun zamanla kendisini iyileştirmesi söz konusu olmuyor. Doku kendini iyileştirmediği için de eski haline dönme riski yok. Böylece yakını görememe problemi ileri dönemlerde tekrar etmeden kalıcı olarak ortadan kalkıyor” diye konuştu.

Bu Akşam Dünyamız Kararacak!

27 Mart 2010 Cumartesi Yazar  
Kategori Genel Haberler

Bu gece, saat tam 20.30′da dünya kararacak, Boğaz Köprüsü’nün ışıkları bile sönecek, çünkü.

New York’daki Empire State Binası’ndan Taipei’deki Taipei 101 Gökdeleni’ne, İstanbul’da Boğaziçi Köprüsü’nden Dubai’deki dünyanın en yüksek gökdeleni Burc Halife’ye, 125 ülkeden yüzlerce bina ve mekân bu gece bir saatliğine kararacak. Amaç, küresel iklim değişikliğine dikkat çekmek.
Doğal Hayatı Koruma Vakfı (WWF) tarafından dört yıldır düzenlenen ‘Dünya Saati’ adlı etkinliği Birleşmiş Milletler de destekliyor. Uygulamaya katılmak isteyenler, bu gece bir saat süreyle ışıkları kapatacak.
Etkinlik 2007 yılında ilk olarak Avustralya’da başlamış, 2008’de küresel bir harekete dönüşmüştü. 2007’deki ilk denemede Sydney’de 2 milyon 200 bin insan ev ve işyerlerindeki ışıkları bir saat süreyle kapalı tutarak, elektrik tüketimi ve karbon kirliliğine dikkat çekmişti.

‘24 saatlik umut ve hareket dalgası’
Bugün de dünyanın en ünlü binalarının da aralarında olduğu 1200’den fazla noktayı, yerel saatler 20.30’u gösterdiğinde karanlık basacak. Organizatörleri 125 ülkenin katılacağı eylemi, ‘24 saatlik bir umut ve hareket dalgası’ olarak tanımlıyor. Etkinliğe geçen yıl 4 bin 88 kentten yüz milyonlarca kişi ve 88 belediye destek vermişti.

Işıkları söndürecek diğer dünyaca ünlü binalar arasında Paris’teki Eyfel Kulesi, Londra’daki Buckhingam Sarayı, Sydney’deki Harbour Köprüsü ve Opera Binası, Pisa’daki Pisa Kulesi, Pekin’deki Yasak Şehir ve Olimpiyat stadyumu Kuş Kafesi, Hiroşima’daki Hiroşima Barış Anıtı, Kahire’deki Piramitler bulunuyor.
Aralarında Google, Coca-Cola, Hilton, McDonalds, Canon, Panasonic, HSBC ve IKEA’nın bulunduğu dünyaca ünlü dev şirketler de katılımlarını açıkladı.

İstanbul’da mum ışığında eğlence
Türkiye’de de 20.30-21.30 saatlerinde çok sayıda mekân ışıklarını söndürecek. Etkinliği organize eden WWF-Türkiye’nin Genel Müdürü Tolga Baştak, bu yıl Boğaziçi Köprüsü’nde de harici ışıkların kapatılacağını belirtiyor. Etkinlik kapsamında ayrıca Siemens Ev Aletleri ana sponsorluğunda Taksim The Hall’da özel bir gece gerçekleştirilecek. Aralarında Hale Caneroğlu, Balık Ayhan, Safa Bolat’la Şenlik Bandosu’nun da bulunduğu isimler şarkılarını küresel ısınmayla mücadele için mum ışığında söyleyecek.

Akaretler Sıraevler’in ve W İstanbul’un dış cephe ışıkları söndürülüp mümkün olan iç alanlarda elektrik kullanımı minimuma indirilecek. Geceyi W Lounge’da geçirenler de mum ışığıyla baş başa kalacak. Çiçek Pasajı etkinliğe Tekirdağ Rakısı’nın desteğini alarak katılıyor. Pasajın ışıkları söndüğünde çeşitli sürprizlerin yanı sıra Tekirdağ Rakısı Fasıl Ekibi de şarkılarıyla geceyi hareketlendirecek. Kanyon Alışveriş Merkezi’ne de bir saatliğine karanlık hâkim olacak. Uygulamaya Türkiye’den destek vereceğini açıklayan kurumlar arasında Koç Topluluğu, Marshall Boya, Türkiye Bankalar Birliği, Borusan ve Jones Lang LaSalle, Yapı Kredi Bankası, ING Bank, İş Bankası da yer alıyor…

Kaynak:Habertürk

sesli chat, sesli sohbet

27 Mart 2010 Cumartesi Yazar  
Kategori Seslichat Siteleri

seslichat, seslisohbet sitemizin amacı sizin gibi değerli kullanıcılarımıza sıcak sohbet ortamları kurmak ve bu sesli sohbet, sesli chat ortamlarında seviyeli sohbet,güzel vakitler geçirmenizi sağlamak.tabiki sizinde istekleriniz olacak ve sizde bu isteklerinizi bize ileteceksiniz.en güzel ortamlarda seslichat ve seslisohbet yapmak sizinde hakkınız.
Biz seslichat, sesli sohbet aleminde birinciyiz demiyoruz.ancak birinci olmakla ve sizlere kaliteli seslichat ortamları sunmak için elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyoruz.

Amacımız en güzel en kaliteli sesli chat ortamlarında sizlere sohbet ortamları yaratmak ve bu sohbet ortamlarında sohbet etmenizi sağlamaktır.Sohbet ortamlarının en önemli faktörüde siz kullanıcılarımızın o seslichat ortamında bulunmanız ve sıcak kanlılığınız ile seslichat ortamlarımızı doldurmanızdır…
Sizler için elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyoruz. görüşmek üzere hoşca ve dostca kalın Şimdiden iyi sohbetler

Kenan yine hayran bıraktı!

26 Mart 2010 Cuma Yazar  
Kategori Genel Haberler, Magazin

Ezel’in yıldızı Kenan İmirzalıoğlu 5 yıllık sevgilisi, oyuncu Zeynep Beşerler için çarpıcı açıklamalar yaptı.

ZEYNEP KOLUM-BACAĞıM

Kenan imirzalıoğlu “Zeynep yalnızca sevgilim değil. Kolum-bacağım gibi. En çıplak halimi bir tek o biliyor. En güçlü yönümü gördü, en zayıf anıma da tanık oldu. Bu yüzden çok değerli. Aynı zamanda sahici. Çevremde çok kadın var. Ama bir şeyi Zeynep’ten duymak bambaşka. O bir konuda ‘iyisin’ derse gerçekten iyiyimdir” dedi.

KENDiMi TUTUYORUM

Kenan imirzalıoğlu “Bir sürü kadının beni arzuladığı dedikodularını duyuyorum. Ama umrumda değil. Çünkü ben onlara karşı bir şey hissetmiyorum. Bir şey hissettiğim tek kadın Zeynep” dedi. ‘Ezel’in yıldızı “Hiçbir kadına aklınız kaymadı mı?” sorusunu da şöyle cevapladı: Her erkeğin aklı başka kadına kayabilir. Ama ben sadığım. Tabii bu kendiliğinden olmuyor. Emek istiyor. Erkeğin kendini tutması gerekiyor. Bunu yapıyorum. Çünkü Zeynep’e tutkuyla bağlıyım.

Adet Dönemi Kadınları Nasıl Değiştirir?

26 Mart 2010 Cuma Yazar  
Kategori Genel Haberler, Güncel Paylaşımlar

Fiziksel ve ruhsal gerginlikler yaşanıyor, hoşgörü, sabır ve dayanma gücü en aza iniyor, işyeri ve aile içi tartışmalar en çok bu dönemde oluyor.

Kadınlarda bu sorunlara neden olan ve onları bambaşka biri haline getiren sorunun ortak adı: Adet Öncesi Gerginlik Sendromu. Başağrısından öfkeye kadar bir dizi şikayete yol açan ve her ay adet dönemlerinde kadınların hayatını zorlaştıran bu sendroma karşı çeşitli tedavi yöntemleri uygulanıyor.

Acıbadem Maslak Hastanesi Adet Öncesi Gerginlik Sendromu Kliniği Sorumlusu Kadın Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Özkan Öztürk, bu durumun bir hastalık olmadığını belirtiyor ve kadının yaşam kalitesini artırmak için tedavi uygulandığını söylüyor.

Gece sürekli delinen uyku, şiddetli baş ve karın ağrıları, halsizlik, aşırı tatlı yeme isteği, mutsuzluk, karamsarlık duygusu bu dönemlerde kadınları esir alıyor. Kadınların bu zor anlarıyla başa çıkmalarına yardımcı olmak ve hayatını kolaylaştırabilmek amacıyla Acıbadem Maslak Hastanesi’nde Adet Öncesi Sendromu yaşayan kadınlara özel bir klinik kuruldu.

Doç. Dr. Özkan Öztürk, adet öncesi dönemde her 100 kadından 95′inin fiziksel ve ruhsal gerginlikler yaşadığını, yüzde 40’ının ise bu gerginlik yüzünden günlük yaşamda sorunlarla karşı karşıya kaldığını, bunların da yüzde 5-10’unun çok ciddi boyutlarda rahatsızlık duyduğunu ifade ediyor. Üstelik bu belirtiler her kadına göre de değişiyor. Sendrom; adetten 2–14 gün öncesinden başlayan fiziksel ya da ruhsal çok değişik bulguların ortaya çıkması, adet kanamasıyla 10–12 günlük süre içinde kaybolması ile kendini belli ediyor.

BAŞAĞRISI, ŞİŞKİNLİK VE GERGİNLİK
Bu dönemde en çok görülen belirtiler; başağrısı, göğüslerde hassasiyet ve dolgunluk hissi, karında şişkinlik ve ağrı, vücutta ödeme bağlı şişkinlik oluşması, tatlı ve tuzluya iştah duyulması, ruhsal bir gerginlik hali, sabırsızlık, duygusal dalgalanmalar (bir anda gülerken, bir anda ağlamaklı olmak), hoşgörüsüzlük, sinirli ve sert davranışlar şeklinde sıralanabilir.

“Eğer bu belirtiler kişinin günlük yaşantısında ciddi bozukluklara neden olmuyorsa, tedaviye gerek duyulmuyor. Ancak hasta bundan rahatsız olup geliyorsa, ilişkilerinde kopukluklar yaşıyorsa, mesleki yaşamı etkileniyorsa Adet Öncesi Gerginlik Sendromu ile ilgili destek verilmesi gerekiyor” diyen Dr. Öztürk, kadınları zor durumda bırakan adet öncesi gerginlik sendromuyla ilgili şu bilgileri veriyor:

SARA, MİGREN ATAKLARINI ARTIRIYOR
Adet öncesi dönemde kendi tanısını almış birçok tıbbi rahatsızlık (sara, migren, astım nöbetleri, alerjik reaksiyonlar gibi) artabiliyor. Bu hastalıklar kendilerine özgü tedavilerinin yanısıra, Adet Öncesi Gerginlik Sendromu’nun tedavisinden de yarar görebiliyorlar. Sara hastası bir kadın adet öncesinde hastalığıyla ilgili bir alevlenme yaşıyorsa, Adet Öncesi Gerginlik Sendromu tedavisinden de sara adına yarar görebiliyor.

PROGESTERON HORMONU VÜCUDUN DÜZENİNİ ALTÜST EDİYOR
Adet öncesi döneminde salgılanan progesteron hormonuna vücut ve beyin uygunsuz tepkiler gösterebiliyor. Tamamen doğal ve fizyolojik olan bu biyolojik süreç de vücudun progesteron hormonunun azalıp yükselmesine verdiği bir anlamda uygunsuz tepki veriyor. Kültürel yapıda ağrının algılanmasında önemli bir etken. Kadının ekonomik ve sosyal özgürlüğüne kavuştuğu kültürlerde bu bulgular daha çok ruhsal yönden ortaya çıkıyor. Ruhsal bulguların ortaya konmasının kabul görmediği kültürlerde fiziksel bulgularla ortaya çıkıyor, eşine bağırmanın hoş karşılanmadığı kültürde bel ağrısıyla kendini gösterebiliyor.

HASTAYA ‘ADET GÜNLÜĞÜ’ TUTTURUYORUZ
Adet Öncesi Gerginlik Sendromu Kliniği Sorumlusu Kadın Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Özkan Öztürk, çeşitli yakınmalarla gelen hastanın dikkatli dinlenerek bulguların adet düzeniyle karşılaştırılması sonucunda tanı konulduğunu belirtiyor. Dr. Öztürk, sözlerine şöyle devam ediyor: “Bir iki ay süresince hastanın tuttuğu günlükler bize yardımcı oluyor. Her gün hangi bulguları ne şiddette hissettiğini böylece ölçebiliyoruz. Altta yatan bir hastalık olmadığından yapılacak testlerin tanıda fazlaca bir faydası yok, hepsi genelde normal çıkacaktır. Ancak benzer şekilde rahatsızlıklar varsa bu hastalıkların tek tek değerlendirilmesi ve şikayetlerin bu nedenlerden kaynaklanmadığından emin olunması gerekiyor.”

ADET ÖNCESİ GERGİNLİK SENDROMUNU AZALTAN UYGULAMALAR
Dr. Öztürk’e göre, tedavide ilk nokta kadının bu konuda bilgilendirilmesi ve bunun bir hastalık olmadığının anlatılması gerekiyor. Kadına, tedavinin kendi yaşam kalitesini ve sağlığını artırmak için verildiğinin anlatılması önem taşıyor diyen Öztürk, adet dönemini rahat geçirebilmek için tavsiyelerde bunuluyor:

“Sağlıklı bir beslenme önemli. Daha az işlemden geçmiş doğal yiyecekler, sebze, meyve tüketilmesi, pirinç, patates, yulaf türevi yiyecekler, düşük yağ oranlı beyaz etler, baklagiller, doymamış yağ karbonlarını içeren bitkisel yağlar, sağlıklı beslenmenin temelini oluşturuyor. Adet döneminde daha da çok dikkat etmek gerekiyor. Çikolatadan, çok şekerli, tuzlu yiyeceklerden uzak durulması öneriliyor. Doğal isteğe karşı kan şekerini dengede tutmak lazım. Çikolata yenilince şeker yükseliyor, aniden düşüyor. Vücut ani artış ve azalmaya olumsuz tepki veriyor. Özellikle adet öncesi dönemde kafein içeren içecekler ve gazlı içeceklerden uzak durmalı, diyet kola bile içilmemeli. Bol su içilmeli.

GEREKİRSE İLAÇ TEDAVİSİ UYGULANIYOR
Kadın için eşinin, arkadaş ve dostlarının anlayış ve desteği çok önemli. Kadınlar kendilerine zaman ayırmak istiyorlar. Ev işleri, çocuk bakımı, iş hayatının yoğunluğu nedeniyle yorulan kadına karşı hoşgörülü olmak lazım. İki tedavi seçeneği var: Hormonal iniş ve çıkışların engellenmesi lazım. Bu, doğum kontrol haplarıyla sağlanıyor. Bu hapların kullanılışı çok önemli. 2–3 aya yayılarak kullanılırsa belirtiler azalıyor. Hormonal tedavi uygun değilse ya da kadın bu konuda olumsuz düşünüyorsa o zaman da bu hormonal iniş çıkışların beyindeki etkisini kontrol altına almak üzere serotonin maddesini artıran ilaçlar kullanılabiliyor.

Fiziksel bulgulara yönelik olmak üzere de özgün tedaviler verilebilir. Göğüs sancısı, dolgunluğu için çuha çiçeği yağından elde edilen doğal bir madde kullanılabiliyor. Vücuttaki su toplanması ve ödemle giden kilo artışlarına karşın diyetle eğer kontrol altına alınamıyorsa kontrollü diüretik tedavisi uygulanabilir. Karın ağrılarının nedenleri için de bunların endometriozis gibi yapısal nedenlere bağlı olmadığının değerlendirilmesi gerekiyor. Baş ağrısı için de genelde nörolojik kontrolü takiben adet öncesi dönemde verilen betablokerler kullanılabiliyor…

Sonraki Sayfa »

Sesli Chat Paneli webservis yuregininsesi panelciler
YuregininSesi 10 von 10 350 oy 5 kritik.
Sesli Sohbet Dizi Fragmanları