Sana Aşk Getirdim
Yazan: admin 03 Şubat 2010
Kategori: Aşk & Sevgi
Sana,aşk getirdim.
Aşk,sana getirdim:
Elimde arta kalan hasretleri,
Heybemde her zaman taşıdığım
Ve niçin taşıdığımı bilmediğim özlemleri.
Denli-densiz aşk maceraları
Adamı ipe sapa gelmez yalanlarla oyalayan.
İpsiz sapsız yaban dikenleri.
Sana,aşk getirdim.
Aşk sana getirdim.
Yüreği hüzün vadilerine pusu kurmuş.,
Kabuk bağlamaktan her defasında uzak,
Kanamaya hasret aşk yarası
Gözleri buram buram aşk kokan,
Dudakları bülbül misali aşk fısıldayan
Diline aşkı tesbih yapan,
Sevgili
Sana,aşk getirdim.
Aşk sana getirdim
İçimde yıllardan beri yaktığım
Düşlerimle kavurduğum ateşi
Korkudan ve çaresizlikten o kadar uzak
Sana aşk getirdim.
Aşk sana getirdim.
Gökyüzünde
Sahipsiz ne kadar yıldız varsa
Aşka davet namına
Ve mutlu yaşamın her sahasında
Büyümeyi bekleyen,
Sana aşk getirdim.
Aşk sana getirdimAşk sana getirdim
Bir Çiçektir Aşk
Yazan: admin 03 Şubat 2010
Kategori: Aşk & Sevgi
Bir çiçektir aşk
Onsuz yaşanılmaz
Ama ona katlanılmaz
Kurumasın diye her şey yapılır
Solmasın diye göz yaşı akıtılır
Umutlar onula beslenir
Hayat onunla güzelleşir
Bir çiçektir aşk
Kokusu hoş gelir insana
Onu kaybetmemek için çalışır insan
Dikenlidir yakar canını bazen
Dikenlide olsa onsuz yapamaz insan
Çünkü hayatın kendisidir aşk
Çiçek kısmını kaybedince
Dikeni kalır elinde
O diken hiç kurumaz işte
Acısı hep kalır yüreğinde
Bir çiçektir aşk
Sonu acı olsa da onsuz yaşanmaz
Bir hayattır aşk aslında
Çölde yeşeren çiçektir aşk
Sevgi ile büyüyen bir çiçektir aşk
Bir çiçektir aşk
Gönülde yeşeren bir çiçektir aşk
Aşk nedir sence?
Yazan: admin 03 Şubat 2010
Kategori: Aşk & Sevgi
Bence aşk;
Bir çift göze söz verip, sözünü tutmaktır aşk
Issızlara saklanıp, zevki unutmaktır aşk.
Dile kelepçe vurur, belleri büktürür aşk
Dizleri tutmaz eder, ere diz çöktürür aşk.
Bir şimşek bir yıldırım, çarpıldığın andır aşk
Akrebi yelkovanı birden durdurandır aşk.
Bir olmaza bağlanmak, hayatı tepmektir aşk
Hayatın tadı tuzu, gönüle ekmektir aşk.
Bir gönülden gönüle coşkuyla akıştır aşk
Sevgiliye uzaktan hasretle bakıştır aşk.
Önce büyük saldırı, sonra savunmaktır aşk
Beklemek ve sabretmek, boşa avunmaktır aşk.
Yesen içsen doyulmaz heryerde yok, azdır aşk
İnce bir gönül teli, bir gitar ve sazdır aşk.
Ak’a kara çalınmaz, hep berrak ve aktır aşk
Ne is tutar ne de pas, güzel, tatlı, paktır aşk.
Ya sence?
En Güzel Aşk Gizli Kalan Aşktır
Yazan: admin 12 Ocak 2010
Kategori: Aşk & Sevgi
Özellikle Bayanlar Birlikte Olduğu Erkek Arkadaşlarının Kedin Yaşamış Oldukları İlişkilerini Başkaları İle Paylaşmamaları Konusunda Hep Şikayet Ederler. Sen Neden Bahsetmiyorsun Kimseye Beni Neden Gizliyorsun.Yoksa Sen Ben Yokken Başkalarıylamı İlgilenip Onlarlamı Aşk Yasıyosun Denilir.
Bu Konu Hakkında Kendi Klavyemden Sizlere Bir Kaç Cümle Yazmak İstiyorum Arkadaşlar. Başlıktada Dediğim Gibi En Güzel Aşk İki Kişinin Arasında Yaşanılıp Bilinen Aşktır.Bir Kaç Kişinin Bilmesiyle Öğrenmesiyle Netice İtibari İle Elimize Birşey Geçecek Değil.Öğrenen Kişiler Başlayacak Arkanızdan Dedikodu Yapmaya.Ay Duydunuzmu Bunlar Çıkıyorlarmış,Aşk Yaşıyorlarmış,Bir İlişkileri Varmış,Hiçte Bir Brlerine Yakışmıyorlari,Birinin Boyu Uzun Diğeri Kısa,Biri Esmer Öbürü Sarışın Nekadar Uyumsuzlar ve Bunlar Gibi Neler Neler. Tabiki Bu İlişkiyi Yaşayanlar Bunlara Her Nekadar Kulak Tıksalarda Hani Derler Ya Sinek Küçüktür Ama Mide Bulandırır.İşte Söylenenler Belki Önemsizdir Ama Can Sıkar. Bunun İçin Bana Göre İki Kişi Arasında Yaşanılıp Bilinen Aşk Engüzel Aşktır…
Gerçek Aşk!
Yazan: admin 07 Ocak 2010
Kategori: Aşk & Sevgi
Kalbimin hiç tanımadığı duyguları yeni yeni hissetmeye başladığı dönemlerdi
Çevremde bir sürü erkek ve kız arkadaşlarım vardı, ama bir gariplik vardı
Mutlu değildim sanki aradığım başka bir şeydi. Her akşam eve gelir odama çekilir ağlardım
Noluyordu bana anlayamıyordum. Bir gün yine arkadaşlarla beraberdim.
Beraber derken nasıl bir beraberlik, onlar bir araya toplanır gülüp eğlenirken
Bense bir kenara çekilip içimdeki fırtınaları dinliyordum her zaman ki gibi
Artık arkadaşlarımda alışmıştı bu duruma, yanıma gelip oturduğunu hiç fark etmemiştim
Taaki çok derinden gelen bir SELAM sesini duyana kadar, selam dedim bende
Neden yalnız oturuyorsun dedi, bilmiyorum dedim, seni kimse anlamıyor,
Hatta kendin bile kendini anlamıyorsun değil mi dedi, Evet dedim..
Bende bu yüzden yanına geldim zaten dedi. Bende aynı durumdayım,
Seni arkadaşlarından ayrı derin düşüncelere dalmış görünce, işte benim gibi biri daha dedim
Ve ilk defa onun yüzüne baktım, o anda kalbim durdu sanki donup kalmıştım
Ne zaman ayrıldık eve nasıl geldim bilmiyorum, o gün sürekli onu düşündüm
Sanki aradığım şey buydu hissedebiliyordum bunu.
O günden sonra her gün buluşmaya başladık, evleri iki mahalle kadar uzaktaydı
Bizim mahallede akrabaları vardı, ilk tanıştığımız gün onlara gelmişler
Böylece aylar geçti, artık ailelerimizde biliyordu
Ya ben onlara gidiyordum yâda onlar bize geliyordu, yani her günümüzü birlikte geçiriyorduk
Ama ikimizin de anlayamadığı bir şey vardı, birbirimizi çok seviyorduk
Görmeden yapamıyorduk, arkadaşlık değildi bu, çünkü diğer arkadaşlarımızı da seviyorduk
Bu çok farklı bir şeydi, kimseye de soramıyorduk, biz bile bilmiyorduk ne olduğu
Bu çok yoğun duyguların etkisiyle bazen mutluluktan bulutlara kadar çıkıyorduk
Bazen de o küçücük kalplerimize sığdıramadığımız ve bir türlü anlamadığımız
Hisler dünyasında sebepsiz yere ağlıyor gözyaşlarımızı bir birimize hediye ediyorduk
Belki size saçma gelecek ama birbirimizi ilk gördüğümüz günü anlatmıştım
Ondan sonraki ilk buluşmamızda biraz konuştuktan sonra bir ara göz göze gelmiştik
Ve daha ne olduğunu anlamadan sebepsiz yere ikimizde ağlamaya başlamıştık
Hem de ne ağlama sanki hiç bitmeyecek gibiydi gözyaşlarımız
İşte o günden sonra bir daha bir birimizin yüzüne uzun süre bakamadık
Hatta çoğu zaman sırtımız birbirimize dönük oturduk, bir gören olsa bize gülerdi herhalde
Belki size saçma gelecek ama birbirimizi ilk gördüğümüz günü anlatmıştım
Ondan sonraki ilk buluşmamızda biraz konuştuktan sonra bir ara göz göze gelmiştik
Ve daha ne olduğunu anlamadan sebepsiz yere ikimizde ağlamaya başlamıştık
Hem de ne ağlama sanki hiç bitmeyecek gibiydi gözyaşlarımız
İşte o günden sonra bir daha bir birimizin yüzüne uzun süre bakamadık
Hatta çoğu zaman sırtımız birbirimize dönük oturduk, bir gören olsa bize gülerdi herhalde
Ama elimizde değildi ki bakamıyorduk işte, ama ne olursa olsun çok mutluyduk
Artık ne güneşin doğuşunun, ne çiçeğin kokusunun, nede kuşlarının aşk şarkılarının farkındaydık
Biz birbirimizde kaybolmuştuk, taki bizim evin zili uzun uzun çalana kadar kapıyı annem açtı
Gelen onun teyzesinin kızıydı, anneme bir şeyler söyledi annemde hemen babamla konuşup
Banada sen evden ayrılma biz hemen geliyoruz diyerek hemen aceleyle çıktılar
Bende hemen arkalarından çıktım, hava kararmıştı beni görmesinler diye onları uzaktan takip ettim
Biraz gittikten sonra bizim biraz evin ilerisinde bir market vardı ordada bir kalabalık gördüm
Oraya gidiyorlardı biraz daha yaklaşınca babam koşmaya başladı, yerde yatan biri vardı
Bende biraz daha yaklaştım babam yerde yatan kişiyi kucağına almıştı birkaç adım daha yaklaştım
Ve kalbime binlerce ok birden saplandı sanki yerde yatan benim meleğimdi oda beni gördü
Eliyle bana gelme diye işaret yaptı ve bana bir şeyler söylemek için azgını açtığında
Azgından kan boşaldığını gördüm,yanına gittim..
O güzel başına babamın kucağından kendi kucağıma aldım, hafifçe gülümsedi
İki hafta doğum gününde o almıştı ve birden başını karanlıkta benim seçemediğim kazanın
Olduğu yere çevirip tüh yaa dedi, ne demek istediğini anlamamıştım
Başını tekrar çevirdiğinde ölmüştü. Ondan sonrasını hatırlamıyorum, gözümü evde açtım
Orada bayılmışım beni doktora götürmüşler sakinleştirici flan yapmışlar
Uzun süre baygın halde yatmışım, kendime gelir gelmez ağlamaya başladım
Kimse müdahale etmedi, doktor ağlarsa müdahale etmeyin demiş
Tekrar kendimden geçene kadar ağlamışım, ondan sonraki günlerde gözyaşım hiç dinmedi
Aradan iki ay flan geçmişti bir gün anneme onlara gitmek istediğimi söyledim
Annem önce kabul etmedi ama yalvarmalarıma dayanamayıp bir şartla kabul etti
Gideriz ama orada ağlayıp annesini üzmeyeceğine söz verirsen dedi
Bende söz verdim ve gittik
Bir süre oturduk ama ben kendimi zor tutuyordum ağlamamak için
Bak oğlum dedi annesi birbirinizi ne kadar çok sevdiğinizi hepimiz biliyoruz
Ne kadar üzüldüğünü de biliyorum ama senden bir ricam var dedi
Kızım son nefesini senin kucağında vermiş bana son anları anlatmanı istiyorum dedi
Şaşırdım, nasıl anlatabilirdim ki anneme baktım boynunu büktü
Bende onu üzmeyecek şekilde anlattım ama bir ara karanlığa bakıp tüh yaa dediğini
Anlamadığımı söyleyince annesi bana sarılıp öyle bir ağlamaya başladı ki
Bende zaten zor tutuyordum kendimi, ikimizde uzun süre ağladık
Biraz sakinleştikten sonra
Artık bu dünyada yaşamam için hiçbir sebebin kalmadığı şeyi anlattı
O gün annesi evlerinde benim çok sevdiği bir yemeği yapmış
Anne demiş Ayhan bu yemeği çok sever. Bizim yiyeceğimiz kadarını ver
Ben Ayhanlara gidip onunla beraber yiyeceğim demiş annesi yalnız göndermemek için
Yakınlarında oturan teyzesinin kızıyla bize göndermiş yolda giderken teyzesinin kızı
Sen biraz bekle bende marketten içecek bir şeyler alıyım demiş
Kaldırımda beklerken bir araba vurup kaçmış, bize yakın oldukları için
Teyzesinin kızı hemen bize haber vermeye gelmiş o akşam
Ve o karanlığa bakıp tüh yaa dedi şeyde, bana getirdiği yemeklerin dökülmüş olmasına
Üzüldüğü içinmiş. Son anlarını yaşayan birisinin canından daha çok bana getirdiği
Yemeklerin dökülmüş olmasına üzülecek kadar seven bir kalp var mıdır şu lanet dünyada?
Başkasını sevebilir miyim artık? Âşık olabilir miyim başkasına?
Tahammül edebilir miyim artık saçma sapan şeylerin adını aşk koymalarına?
Bizim yaşadıklarımızı bilmesekte gerçek aşktı bunu şimdi biliyorum ama o bilmiyor..
Bir gün birbirimize söz vermiştik hangimiz önce ölürsek diğerimizi cennetin kapısında bekleyecekti
Şimdi bende bilmeden yaşadığımız o tarif edilmez duygunun gerçek aşk olduğunu
O aşkı sonsuza kadar yaşayacağımız cennetin kapısında beni bekleyen meleğime anlatmak için,
Gelmesi için her gün yalvarıp dua ettim beni ona kavuşturacak kişiyi bekliyorum AZRAİLİ
O öldükten sonra
Bu gün hafta sonu aşkımla buluşacağız en güzel elbiselerimi giymeliyim.
Hangi gömleğimi giysem acaba? Yanakları kıpkırmızı gibi olanı mı?
Yoksa gözleri gibi kapkara olanı mı?
Ya da kazanın olduğu gün kanıyla üzerine çiçekler yaptığı gömleği mi?
Ne kazası ne kanı yaa nerden çıktı şimdi offf
Ben en iyisi son buluşmamızda başını omzuma o kokan gömleği giyeyim evet evet bu daha iyi
anne ben çıkıyorum.
onamı?
-tabiî ki anne yaa, her hafta sonu kimle buluşurum ben? İyide neden ağlıyorsun ki?
Şimdi gidip annesinden de izin almalıyım.
Nereye Gidiyorsun Sevgilim
Yazan: admin 07 Ocak 2010
Kategori: Aşk & Sevgi
Hayat soğuk, yağmurlu ve vurdumduymaz bir İstanbul gecesiydi… Ve gece
yağan yağmur hep ürkütürdü beni. Yağmur değil yalnızlığımdı pencereleri
damla damla yalayan, yıllarımı dolduran sensizlikti… Hep bir yanı
yarımlık, hep senden uzaktalık, hayattaki tek “kimse”mden yoksunluk, yani
kimsesizlikti. Bir kavuşma mucizesine inanma yolunda harcanmış bir hayatın
ansızın sonuna gelme, ve o mucizeyi yaşayamadan bir başına ölme korkusuydu
yağmur.
Yine yağmur yağıyor, yine gece… Yine İstanbul… Ve sen kollarımın
arasından sıyrılıp kalkıyorsun yataktan. Nereye gidiyorsun sevgilim?
Sadece sana sarılarak uyuduğumda nefes alabiliyordum. Beni kollarına
aldığında, yüzümü masumiyetinin yurduna, o kimsesiz boynuna dayadığımda,
kokunu kalbimle soluduğumda… Uykun benim cennetimdi. Çünkü cennet sadece
ikimizin olabildiği yerdi benim için. Ne sana aşık kadınlar, ne sevdiklerin,
ne geçmişin, ne yarının…Uykunda sadece ikimiz vardık. Aşkıma dar gelen
sevgi sözcüklerine ihtiyacım yoktu orada. Sana sevgimi anlatmaya, ispat
etmeye ihtiyacım yoktu artık. Aşkımızın kokusuydu sana beni anlatan, sana
seni anlatan…. Beni gerçekliğin o soğuk, o köpüklü dalgalarıyla yutan ve
alıp alıp senden ötelere savuran hayatın dışındaki tek kaçış tünelimdi
uykun.
Önce kolunu çekerdin başımın altından, sonra sırtını dönerdin. Usulca
sarılırdım sana arkandan, seninle ya da sensiz geçen yılların hasretiyle…
Ardından yavaş yavaş kollarımın arasından sıyrılırdın…Yıllardır taşımaktan
yorulmadığım hasretin, tenimden tenime akan o ateş, ağır gelirdi bedenine…
Uyuyamıyorum, nefes alamıyorum, lütfen sarılma, derdin… Yatağın bir ucuna
sığınmış bedeninden kovulmak, hayatından kovulmak gibiydi benim için.
Sığındığım, soluk aldığım tek cennetten kovulmak gibiydi. Beni uykunda terk
etmen, gerçek hayatta terk edişinden bile ağır gelirdi. Yanıbaşındaki
sensizlik, o rutubetli evimdeki, o baştan ayağa sen olan evimdeki
unutulmuşluğumdan çok daha ağır gelirdi.
Seni kaybetme korkusu öyle işlemişti ki hücrelerime…Yataktan doğrulduğun
anda bu korkuyla açılırdı gözlerim. Bilinçaltım konuşurdu benim yerime… Su
içmek ya da tuvalete gitmek için kalktığın asla aklıma gelmezdi. Gittiğini
düşünürdüm yalnızca… O saatte kendi evini terk edip, nereye gidebileceğini
sorgulamadan, sadece beni o sonsuz hiçlikte, o en masum rüyada,
cennetimizde, uykumuzda bir başına bırakıp, kaybolacağından korkardım. Bana
hep aynı soruyu sorduran bu yüzyıllık korkuydu işte: Nereye gidiyorsun
sevgilim?
Beni yeniden hayatın içinde, gerçeklerin ortasında bir başına mı
bırakıyorsun? Beni yeniden unutuluş sürgünlerine mi gönderiyorsun? Nereye
gidiyorsun sevgilim?
Oysa seni uyutmayan içindeki o yangınlı hesaplaşmaydı. Gece iner, aşıklar,
yüzler, bedenler, anılar kaybolurdu; sadece ikimiz kalırdık. Ve sen uykunda
sevgimle hesaplaşmaya dalardın. Cennette cehennemi hatırlardın.
Dönüp geriye bakıyorum da, sanki yıllar değil yüzyıllar geçmiş aramızdan…
Aramızdan ayrılıklar, ihanetler, kayboluşlar, vazgeçişler, yeniden bulmalar,
korkular, yalnızlıklar, savrulmalar geçmiş. Ve bu ilişki ne çok biçim
değiştirmiş…
Seni yollarca, şehirlerce uzağından sevdim. Seni kelimelerce, şiirlerce
yakınından sevdim. Seni dünya üzerinde sanki ilk kez benim için kalemi eline
alıp da yazdığın mektuplarca sevdim. Seni umutsuzca, beklentisizce,
hayallerce sevdim uzağından. Hayatımı öyle olduğu gibi bıraktım. Şehrine
geldim, ama kalbine giremeden sevdim. Neydik biz o yıllarda hiç düşündün mü?
Neydik birbirimiz için sevgili?
Geldim. Bana destek olacak, sırtımı vereceğim bir aşkın yoktu arkamda.
Kendime yeni bir hayat kuracağım yalanını, kendim dahil, sen dahil herkese
söyledim. Oysa tek istediğim seninle birlikte bir hayattı. Öyle
cesaretsizdim ki karşında ve öyle açık sözlüydün ki bana karşı, ancak
iddiasız bir sığınmacı olabildim hayatında. Hayatına iltica etmek isteyen
bir yürek sürgünü… Bir aşk meczubu sadece…
Dürüstlük kimi zaman yalanlardan çok daha acımasızmış, sevgili… Gerçeğin
buzdan ülkesinde yapayalnız kalan yürek, hayatta kalabilmek için yalanları
bile özleyebilirmiş kimi zaman… Bana aksini ispat etmek için elinden
geleni yaptığın o yıllarda, buzlar ülkesinde biraz olsun ısınabilmek için,
aslında beni sevdiğin yalanına inandırmıştım ben de kendimi…
Aşkıma kapalı bir kapının önüne bırakılmış yaralı bir kuş gibiydim.
İnanacak, bir ibadet gibi yaşayacak tek şeyimdi senin aşkın. Karşılıksız,
güvensiz, sessizce yaşanan bir aşk… Nasıl da hoyrattın bana karşı…
Kalbinde değil miydim gerçekten? Neydik biz söylesene? O yıllarda senin
neyindim ben sevgili? Can yoldaşın mı? Yol arkadaşın mı? Dostun mu? Sevgilin
mi?..
Sonra bir gün geldi ve unutuldum. Ve bu sorular birer birer bıçak gibi
saplandı yüreğime ve yüreğimde yanıtlarını buldu. Unutuluş hepsinin acımasız
cevabı oldu. Sonrası dipsiz bir karanlık… Sonrası çaresiz bir çıldırış…
Hayata karışmamak için tek kalkanım, tek sığınağımdı aşkın. Tek silahımı
yitirdim ve hayata teslim oldum. Aldı beni savurdu başka bedenlere, parçası
olamadığım o kırık dökük öykülere…
Kırgınlık kimlik değiştirdi ve vazgeçiş oldu benim için. Unutmanın en ağırı
unutamadan unutmaktır. Seni sonsuza kadar kaybetmek kimlik değiştirdi ve
unutmak oldu benim için. Seni unuttuğum yalanıyla hayatı kandırmaya
çalışınca hayat hiç olmadığı kadar acımasız tokatlar indirdi yüzüme…
Sonrası dipsiz karanlık… Sonrası hatırlamaya bile dayanamadığım düş
yıkımları… Sonrası kesif, karanlık ve rutubetli bir kuyu… Koskoca bir
boşluk… Sonrası “yalnızlık” kelimesine sığmayacak kadar derin bir
yalnızlık…
Kaç zaman sonra bilmiyorum, bir gün geldi ve beni yeniden hatırladın.
Yokluğumda kendine kurduğun hayat, beni yasak bir ilişki haline getirdi bu
kez de… Ve bu ilişki bir kez daha kimlik değiştirdi. Seni, bir başkasıyla
birleştirdiğin hayatına uzaktan bakarak, kalbimi kıskançlığın lanetli
hırsına teslim ederek, kısıtlı zamanlarda, gizli saklı buluşmalarda, o
doyumsuz kaçamaklarda sevmeyi de öğrendim… Hasretinin o tarifsiz kokusu
burnumu sızlatırken yapayalnız uyumayı da öğrendim. Yağmurlu İstanbul
gecelerinde o baştan ayağa sen olan evimde kaderimle kıyasıya yaşamayı da
öğrendim, sevgili…
O zamansız unutuluşun ardından yeniden hatırlanmanın sevinci, seni
paylaşmaya boyun eğmenin ve hep gizliliğin gölgesinde kalacak olmanın
acısına büründü. Uykunda soluğunun bir başka soluğa karıştığını bilerek
geçirdiğim sayısız gecelerde, gururumu parça parça bölüp aşkıma kurban
verdim. O tarifsiz ağrıyı uyuşturmak için ruhumdan, kimliğimden, kadınlık
onurumdan vazgeçtim. Her şeye rağmen direnebilmek için kendimden vazgeçtim.
Geriye dönüş kapılarını sonsuza kadar kapatmış oldum böylece. Ruhumdan
kendimi kovup, tüm hücrelerime sadece aşkını yerleştirdim. İşte o andan
itibaren, sensizlik artık bensizlik oldu sevgili.
Nasıl da telaşlı, nasıl da soluk soluğa yaşardık o kaçamak anları…
Aşkımızın en karanlık, en gerçek, ama en yoğun anlarıymış onlar… Sensiz
geçen gecelerde yüreğimde biriken kıskançlığın, öfkenin, kırgınlığın ve
hasretin hummalı karanlığı, sana kavuştuğum anlarda sevinçten çıldırmanın
eşiğinde tarifsiz bir hazza dönüşürdü… Nasıl da ateşliydi
sevişmelerimiz… Sana yeniden dokunmak, sanki bulutlara öpücükler kondurmak
gibiydi…
Huzurla huzursuzluk, hasret ve kavuşma, aşk ve öfke, merhamet ve
acımasızlık, kırgınlık ve bağışlama her şey ama her şey sevgimizin taşkın
sularında birbirine karışırdı. İki kalbin bir ömre sığdırabileceği tüm
duyguları biz o kısacık anlarda soluk soluğa yaşardık…
Sonra hayatını değiştirdin. Yeniden özgürlüğüne kavuştun. Ve bu ilişki bir
kez daha biçim değiştirdi. Yıllardır bir savruluş halinde aramızdan akıp
giden aşkımız, nihayet dingin, doygun ve emin bir sığınak bulmuştu kendine.
O savruk yıllar bile koparamamıştı ya bizi birbirimizden, artık hiçbir şey
bu aşkı yıkamazdı. İhanetlerin, unutuluşun, hayatın sınavından geçmişti
aşkımız. Tam da birbirimizi hayattan çok uzakta, dokunulmaz bir boyutta
sevdiğimize inanmaya başlamışken, dudaklarından dökülen o lanetli cümle
korkularımı yeniden uyandırdı, geçmişi zamandan koparıp aramıza soktu
yeniden: “Varlığın artık bana acı vermiyor…”
Ah sevgilim, ayrılık trenini çoktan kaçırmadık mı biz? Bulup bulup kaybetme
oyunlarını çoktan tüketmedik mi? O dünyevi aşk oyunlarından,
kıskandırmalardan, kaçamaklardan çoktan vazgeçmedik mi? Birbirimizi en ağır
ihanetlerde sınamadık mı? Anlamadın mı artık, varlığım sana acı vermek için
değil… Sadece seni sevmek için yaşadım ben!
Senin için bir ilişkide girilebilecek bütün kimliklere bürünmedim mi? Önce
aşkla değil kalbinin boşluğuyla tutunduğun bir can yoldaşıydım… Yüreğin
bir başkasına kapılarını açtığında hayatından dışlanıp unuttuğun oldum
sonra… Başka hayatlarda, başka ilişkilerde seni unutmaya çalışırken, belki
de aslında sadece seni ararken kıskançlıktan deliye döndüğün oldum…
Kalbime geri dönmek istediğinde gururumun gemilerini yakıp, metresin
oldum… Vicdanın oldum senin… Merhametin oldum… Pişmanlığın oldum…
Hazzın en sıradışı boyutlarını seninle paylaşan fahişen oldum… Arkadaşın
oldum… Kardeşin oldum… Sevgilin oldum… Söylesene kaç kez biçim
değiştirdi bu ilişki? Kaç kez kimlik değiştirdim seni sevebilmek için…
Anlamadın mı artık, varlığım sana acı vermek için değil. Sadece seni
sevebilmek için yaşadım ben… Hala seninle geçireceğim anların telaşıyla
tüketir gibi yaşıyorum sensiz geçen günlerimi. Yıllar geçti, hala seni
görecek olmanın kalp çarpıntılarıyla, yalnız senin için giyiniyorum en güzel
giysilerimi. Sen güzel bulasın diye geçiyorum aynaların karşısına.
Seninle geçen zaman bir daha tekrarı olmayan, doğaçlama bir melodi gibi
benim için… Sanki birlikte yazılmış kaderimizin sayılı dakikalarından an
çalıyorum. Öylece karşında oturup seni seyretmeyi, sana yemek hazırlamayı,
seninle sohbet etmeyi, dostlarını ağırlamayı, seninle birlikte uyumayı, yani
paylaştığımız ne varsa hepsini bir daha asla okuyamayacağım bir şiiri kelime
kelime içime sindirir gibi, soluk soluğa hissederek yaşıyorum… Öyle
birikmişsin ki içimde… Seni yaşamakla tüketmem, seni sıradanlaştırmam
mümkün değil. İçime çektikçe çoğalıyorsun…
Şimdi varlığım her geçen dakika daha da daralan gizli bir çember örüyor
etrafına. Her geçen gün biraz daha uzaklaşıyor, biraz daha kanıksıyorsun
beni… O peşini bırakmayan yaralı geçmişin aramıza korku duvarları örüyor.
Hayatını tüm kalbimle kucakladığımı hissettiğim anda ansızın yüzünde beliren
o eski kaygıların alıp seni benden çok uzaklara, derinlere, yalnızlık
kuyularına sürüklüyor. Yeni isimler, yeni aşk öyküleri, başka yüzler, başka
bedenlerle kaçış planları yapıyorsun kendine…
Gece ansızın seni uyandıran, kolunu başımın altından çeken, seni yatağın
ucuna kadar götüren, uykunu bölüp ayağa kaldıran ve bana hep o aynı soruyu
sorduran bu korkular değil mi…: “Sevgilim nereye gidiyorsun?”
Sevgilim nereye gidiyorsun? Orada ne var? Benliğini kıstırdığın duvarların
arkasında soğuk, uçsuz bucaksız bir yalnızlıktan başka ne var? Neden
kaçıyorsun? Neden bu aşkı sonsuzluğa, özgürlüğe, daha önce hiç yaşamadığın
sınırsızlığa bir kapı olarak görmüyorsun? Ben senden gitme ihtimalini hiçbir
zaman çalmaya yeltenmedim ki… Sevgim seni tüketmek değil, çoğaltmak
içindi… Sevgim dünyanın yaşanılası bir yer olduğuna inanman, inanmamız
içindi… Yüreğimizin çok derinlerinde yaşayan o iki masum çocuğun soluk
alabilmesi için bir gökyüzüydü sevgim… Ben senin kanatlarını hiçbir zaman
çalmadım ki…
Öyle çok reddedildim ki, öyle çok unutuldum ki senin tarafından, sensiz
kalmak yüreğimi ezen tek korku artık. Öyle ki hayatım yalnız bir korku
halinde ayakta duruyor şimdi… Korkumu gerçeğe büründürdüğün anda yıkılıp
gideceğim. Her şeyi tükettim. Hayata tutunmak adına ne varsa her şeyi yaktım
seni sevebilmek için… Tüm sabrımı, kendime ve insanlara güvenimi, sevginin
hayatın tek harcı olduğuna olan inancımı… Artık senden başkasına verecek
enerjim, sevgim ve hayatla hesaplaşacak bir benliğim kalmadı. Geriye dönüp
sığınacak bir kendim kalmadı…
Şimdi bana varlığımın sana acı vermediğini söylüyorsun. Gitmemi istiyorsun,
sonra yeniden gelmemi… Ve sonra yeniden gitmemi… Beni sensizliğin o
dipsiz çukuruna önce sarkıtıp, sonra yeniden gün ışığına çıkarıyorsun.
Sevgimi, yokluğumu hissettiğin yerde bulmak istiyorsun. Aşkımın benliğini ve
hayatını ele geçirmesinden duyduğun o sebepsiz korkuyu yenmek için, bana
seninleyken tekrarı olmayan bir şiiri hatırlatan zamanın, sana benimleyken
gösterdiği monoton ve tüketici yüzünü yok etmek için oynadığın bir oyun bu
belki de… Beni deliliğin sürgünlerine yollayıp, sonra yeniden kalbine
çağırıyorsun.
Korkuyu beklemenin telaşı korkunun kendisinden çok daha ürkütücü biliyor
musun? İşte bu yüzden sensizliğin karanlık kuyusuna kendi ellerimle
bırakıyorum kaderimi. Korkuyu beklemekten vazgeçiyorum, ama asla seni
sevmekten değil, sevgili… Sana veda etmeden kayboluşa karışmam da aslında
sadece bunun için…
Madem varlığım acı vermiyor sana, madem ki ancak yokluğumda sevgimi
hissedebiliyorsun, öyleyse yokluğumla kal sevgili… Madem ki yokluğumla
daha mutlusun, o halde yokluk benim bu aşk için büründüğüm son kimlik
olsun…
Seni Anlatmamı İsteselerdi
Yazan: admin 07 Ocak 2010
Kategori: Aşk & Sevgi
Benden, seni anlatmamı isteselerdi, bir yürek anlatırdım içinde koskacaman bir dünya, dünyada kocaman bir fener ve sevgi yolu aydınlatan.
Deselerdi yaz onu; yazardım en güzel şiirleri dilsiz istekleri dipsiz kuyu sarınçlarında yuvarlanan aşkları. Yazardım parmaklarım morarıncaya kadar yazardım, yüreğim yorulup duruluncaya kadar.
Deselerdi çiz onu; çizerdim dünyayı, dünya her tarafı yedi veren gülleri yedi renk açan en mevsimsiz çiçeklerin açtığı nakışlı oyalı özenli bir dünya ve korkardım kendi çizdiğim dünyaya dokunmaya, korkardım çiçeklerin yaprakların solmasından.
Deselerdi kim O ?
O derdim O işte yüreğinde deryaları taşıyıpta tek bir dünyalıya konuşamayan, o sınırsız sevgi deryasında yelken açıp giderken sevgisini utangaç kişiliğine gömen biri idi.
Ve O derdim ;
Beni sabahlara kadar kendisini düşünmek zorunda bırakan insafsız biri O konuşsa yüreğindeki allı tebessümlerde kaybolurdum, konuşsa yanmadan yıkılmadan söndürürdü beni derdim. Sigaram kadar tiryakisi olduğum içkim kadar başımı döndüren, görmediğim kadar özlediğim, özlediğim kadar dokunamadığım, dokunamadığım kadar ürkek…
Ve O derdim ;
Yaşayıpta yitirdiğim değil yaşamayıpta bilmek istediğim, konuşmasını beklediğim kızıl dudaklarına hasretlendiğim hasreti ile eridiğim, yanımda iken bile özlediğim gittiği yolu kıskandığım aydınlık günlerimi aradığım…
Hoş çakal
Yazan: admin 07 Ocak 2010
Kategori: Aşk & Sevgi
Gönül gözüm kapandı görmüyor hiç bir şey
Dillenmiyor ruhum akmıyor yüreğimden
Suskunum artık gözyaşlarım gibi
Durdu zaman geçmişi yaşıyorum ben
Haykırmak istiyorum tüm yaşadıklarımı
Yeniden doğup her şeyi ardımda bırakmayı
Karanlıklardan bir ışık görmeyi diliyorum
Peşinden gidip umudu yakalamayı istiyorum
Anlamsız gecelerden bitmeyen kabuslarımdan
Bir an da kurtulup kaçmak istiyorum
Sadece seninle yaşlanmak tek dileğimdi
Şimdi sen de yoksun yar yanımda
Ne yapayım bana anlatsana
Her şey aynı değişmiyor sensiz
Ben ne yaparım şimdi nedensiz
Kalbim acıyor ruhum can çekişiyor
Yine kendimle baş başayım buralarda
Susmak yetmiyor konuş benimle
Bitti de gözlerimin içinden kalbime akarak,
Son bir kez daha, “Hoş çakal…”
Ben Alışkınım Kaybetmeye
Yazan: admin 07 Ocak 2010
Kategori: Aşk & Sevgi
Hayatın sana sunduğu herşeye alışmalısın. Bırakıp gidenlere ve geride bıraktıklarına da.
Çünkü kendimden biliyorum, eninde sonunda kazanan hayat oluyor ve bize düşen istesek de inat etsek de unutmak oluyor veya alışmak….
Sevmeyi öğrenmemek en iyisi, biliyor musun? Belki hayat tatsız tuzsuz bir yemeğe benziyor ama kalbin yanmıyor en azından. İlk defa bu acıya düştüğümde yüreği elinde bir delikanlıydım. Aşkın kendisi zaten tüm damarlarımızdaki kanı çeken bir dertken ben daha kötüsünü yaptım, canımdan çok sevdim. Bir kat arttı çektiğim acı. O zamanlar bir daha cesaret edeceğime inanmazdım asla, ama bir defa öğrenmeye gör. Zihnini bulandıran esrar gibidir. Bir kere de tiryaki olursun ve bile bile dalarsın acının içine yeniden.
Bir kere öğrendin mi aşık olmayı, hiç yapamazsan yoldan geçenlere aşık olursun. Ve bir defa alıştın mı aşk acısına yoldan geçen hepsinin arkasına bile dönüp bakmazsın, acısı içinde kalır yine de. Ve kalbin alışmıştır aşık olmaya, kaybetmeye. Giderek daha delice aşklar bulur seni, zamanla anlarsın ki aşık olunan çok da önemli değildir. Bizzat aşkın kendisidir aşık olduğun.
Duymadığın, görmediğin, dokunmadığın ve koklamadığın -belki de bunları ummadığın bile- birine aşık olmak nasıl bir şeydir. Aşk değişir. İşte sen tam da o günlerde buldun beni. Ve onun için çok sevdim seni. Onun için aşık oldum. onaltılı yaşlarımın sonuna gelmişim ve aşk deyince acıdan başka bir duygu yaşamamışım. Aklımda aşktan kalma bir kucak dolusu kaçış, terkedilmişlik ve aldatılmışlık var. Yine de bile bile düşüyorsam, bu aşk değil. En azından adı aşk gerisi ruhu değil.
Sen geldiğinde de biliyordum. Ya senden kaçacaktım ya sen de gidecektin. Sahi bu defa hangisi oldu? Onu bilemedim. Aslında tüm bu yaşadıklarımız benim “kader” diye anlattığım bir hayat sahnesi. Bizden habersiz kuruluyor sahne, oyun oynanıyor ve biz de oyunun baş aktörleriyiz belki, sonra perde kapanıyor. Böyle bir şey. Seni bulmak ne kadar güzelse, seni kaybetmek de o kadar güzel. Hayır yanlış yazmadım. Çünkü içinde sen varsın. İçinde sen varken bir şey nasıl kötü olabilir?
Belki bir gün okuma fırsatın olur, ama sana yazıldığını bilmeden. Buraya bir işaret koymalıyım diye düşündüm, bir kelime. O kelimeyi okuduğunda kalbin burkulsun ve anla ki bunu yazan benim, hikayesi bizim hikayemiz.
Ben alışkınım kaybetmeye…
Gözlerim Hep Seni Aradı
Yazan: admin 07 Ocak 2010
Kategori: Aşk & Sevgi
Gözlerim hep seni aradı.. gözlerini aradı,aşkını aradı,sevgini aradı,ellerini aradı sevgilim.. yaşam ne de zormuş meğerse.. ne de zormuş nefes almak.. kimsesiz kalmak ne de zormuş.. dün gece yağmur yağdı bardaktan boşalırcasına.. seni hatırladım bir an. Beni bıraktığında döktüğüm gözyaşları geldi aklıma. Beni öyle çaresizce bırakıp gittiğin geldi.. yalnız bırakmayacaktın öyle demiştin . halbuki ben sensiz yaşayamayacak kadar güçsüzdüm. Sen benimsin sanmıştım. Ama değilmişsin meğerse.üzüldüm mutsuz oldum ağladım. Ama sonra alıştım sensizliğe. Hep terk etmiştin beni hep alışmıştım.yanındayken hiç bırakmayacağını söyler dururdun bana. Ama bıraktın. Çektin gittin işte. Alıştım yalnızlığa. Sensizliğe . yalnızlığa her şeye. Sen sen beni terk ettin. Niye ? tek gecelik bir heves uğruna. Değdi mi acaba ? tüm yaşantıyı yaşanılanları silecek kadar mutlu oldun mu? Yazık onca emeklerime. Gecenin yarılarında kalkar fotoğrafını öper uyurdum tekrar.
Gökyüzünün engin maviliklerinde dolaşır dururdum . senin varlığınla yaşamaya alışmıştım. Benden çok zor bir şey istedin seni unutmamı bekledin. Bilseydim keşke böyle olacağını. Bilseydim sever miydim seni? Bilseydim aşık olur muydum? Ağlar mıydım sabahlara kadar? Yalnız kalmayı göze alabilir miydim ? utandım kendimden . ben her gece ağlarken sensizliğe sen kimbilir hangi kollardaydın hangi kokuyu içine çekiyordun.. hangi gözlere bakıyordun? Aldatıldım hem de öyle acı şekilde aldatıldım ki yere göğe sığamadım bırak dört duvar arasında.. yazık.. emeklere werdiğim değere yazık. Gökkuşağının bin bir rengini sevmiştim oysaki .. her gün kalktığımda yeni bir gün diye mutluluktan ne yapacağımı şaşırırdım.. öyle çok şey aldın gittin ki benden .. öyle yalnız bıraktın ki. Hiçbir şeyim kalmadı artık. Ne gurur ne onur ne de ben! Sensiz olamam dedim. Yaşayamam sensiz dedim. Ama yaşadım hemde öyle gururla onurla ve benle yaşadım ki görsen tanıyamazsın bile. Gömdün beni her acı sözün bir kürek toprak oldu üzerimde diri diri gömdün beni . aşk ne de engin denizmiş. Nede güzel bir şeymiş . şimdi sen yoksun bende bittin hemde çok önceden bittin. Bana yaşattıklarının hepsi karşına çıkacak bir gün. Acılarla yaşamayı sende öğreneceksin. Sesimi duymana beni görmene kokumu duymana asla izin vermeyeceğim. Sen beni bensiz yaşayacaksın nasıl ben seni sensiz yaşadıysam . gözlerimden akan yaşları görmeyeceksin hem mutlu olduğumu bileceksin. Ben mutluyken sen çöplüklerde aşk arayacaksın bir gecelik olanlardan…



