Doğum kontrol hapları ile ilgili merak edilenler
Yazan: admin 03 Şubat 2010
Kategori: Güncel Paylaşımlar
Doğum kontrol hapları içerisinde bulunan hormonlar dışarıdan verildiği için vücudun hormon kontrolünü ele geçirerek yumurtalıklarda yumurtlama olmasını engelliyor
Doğum kontrol hapları nedir?
Doğum kontrol hapları, östrojen ve progesteron içeren hormon haplarıdır. Yüksek etkinlik ve düşük yan etki nedeni ile sıkça tercih edilen bir korunma yöntemidir.
Doğum kontrol hapları nasıl korur?
Hamilelik kadın yuurtalıklarında üretilen yumurta ile erkek sperm hücresinin birleşip döllenerek rahim içine yerleşmesi sonucunda meyana gelir. Doğum kontrol hapları içerisinde bulunan hormonlar dışarıdan verildiği için vücudun hormon kontrolünü ele geçirerek yumurtalıklardan yumurtlama olmasını engellemektedir. Böylece spermin dölleyebileceği yumurta olmadığından hamilelik meydana gelememektedir.
Doğum kontrol haplarının güvenirliliği ne kadardır?
Doğru kullanıldığında doğum kontrol haplarının hamilelikten koruma oranı %100’e yakındır. Günümüzde mevcut geriye dönülebilir (bırakıldığında yumurtlama geri döner ve hamile kalınabilir) korunma yöntemleri içerisinde en etkili yöntemlerden biridir.
Doğum kontrol haplarını kimler kullanabilir?
Bazı özel durumlar dışında tüm kadınlar doğum kontrol hapı kullanabilir. Özellikle 40 yaş altı kadınlar, henüz çocuk sahibi olmak istemeyen kadınlar, adet düzensizliği veya adetleri ağrlı olan kadınlarda ilk seçenektir.
Doğum kontrol haplarının hamileliği önlemek dışında ne gibi yararları vardır?
Doğum kontrol haplarının doğum kontrolü dışında da kullanım alanları mevcuttur. Adet düzensizliği, hapların çok sık kullanıldığı durumlardan biridir. Düzensizliğin yarattığı sıkıntıları ortadan kaldırdığı gibi adet kanamasının başlayacağı zamanı bilmek de kadınları rahatlatmaktadır.
Bazı fonksiyonel yumurtalık kistlerinin tedaviside dönemsel uygulamalar yapılabilmektedir. Bu hapların kullanımı ile adet dönemi sancılarında ve özellikle adet öncesi dönemde yaşanan gerginlikte belirgin azalma olduğu saptanmıştır. Kısırlığın sebeplerinden biri olarak sayılan rahim, yumurtalık ve tüpleri içine alan iltihabi durumlara karşı doğum kontrol haplarının koruyucu etkisi olduğu bilinmektedir.
Ayrıca çeşitli araştırmalar doğum kontrol hapı kullanımı ile dış gebelik oluşma riskinin azaldığını ve yumurtalık ile rahim kanserinin daha az görüldüğünü ortaya koymuştur. Diğer bir kullanım alanı, endometriosiz denen rahimiçi dokunun rahim dışında bulunması durumunda uzun süreli tedavi ile gerileme sağlanabilmesidir. Sosyal açıdan bir avantajı da adetin erkene alınması veya daha ileri tarihe kaydırılması istenen durumlarda doktorunuza danışarak bunun sağlanabilmesidir.
Doğum kontrol hapı kullanımının bırakılması gereken durumlar nelerdir?
Özellikle haplar ilk kullanılmaya başlandığında ortaya çıkan bazı şikayetler veya durumlar hapların hemen bırakılmasını gerektirmektedir. Şiddetli baş ağrısı, migren nöbetleri, görme bozuklukları, göğüs ağrısı, şiddetli bacak ağrısı, ani sarılık gelişmesi gibi durumların yanı sıra ağır kazalar sonrası ve büyük ameliyatlar öncesinde ilaç kullanımına son verilmelidir.
Doğum kontrol hapı kullanımında beklenen ve kabul edilebilir yan etkiler nelerdir?
Özellikle hap kullanımının ilk aylarında lekelenme tarzında ara kanama beklenebilir. Bu durum birçok kadını rahatsız edebilir, ancak hapı bırakmayı gerektirmez. Bu kanamalar ilk 2-3 kutudan sonra kendiliğinden geçecektir. Geçmediği taktirde veya şiddetli bir kanama olması durumunda doktora başvurmak gerekmektedir. Aynı şekilde çok şiddetli olmayan mide bulantısı durumlarında hap kullanımına devam edilmelidir. Bazı kadınlarda kilo alma şikayeti olabilir. Bu da, daha düşük dozlu hapların kullanımı ile önlenebilir. Doğum kontrol hapları kullanıldıkları sürece adet kanamasının miktarını ve süresini azaltacaktır.
Doğum kontrol hapları hangi durumlarda kullanılmamalıdır?
• Gebelik veya gebelik şüphesi olanlar
• Önceden geçirilmiş veya mevcut damar tıkanıklıkları olanlar
• Kontrolsüz yüksek tansiyon ve şeker hastalığı olanlar
• Ağır karaciğer hastalığı olanlar
• Özellikle hormon bağımlı kötü huylu tümörü olanlar
• Tanısı konmamış vaginal kanaması olanlar
• 35 yaş üzerinde olanlar ve sigara kullananlar doktor tavsiyesine göre hareket etmelidir.
Doğum kontrol hapları nasıl kullanılır?
İlk kullanılmaya başlanacağı zaman adetin başlaması beklenir. Adetin ilk günü bulunduğunuz güne denk düşen günün karşısındaki hapı içerek başlanır ve hergün mümkün olduğu kadar aynı saatte olmak üzere 21 gün alınır. Bu kutu bittiğinde son tabletten birkaç gün sonra adet kanaması başlayacaktır. Bir sonraki kutuya, adet kanamasına bakılmaksızın mutlaka son tabletten 7 gün sonra başlanır ve tekrar 21 gün devam edilir. Yani 21 gün ilaç, 7 gün ara. Hap kullanımı bırakılmak istendiğinde mevcut kutu bittikten sonra beklenen kanama olur ve 4-6 hafta sonra normal yumurtlamanın olduğu adet dönemleri geri döner.
Doğum kontrol hapı alımı unutulduğunda ne yapılır?
Hap alımının unutulması durumunda farkedildiği takdirde ilk 24 saat içinde alınmalı, sonrasındaki hap alınması gereken zamanda içilmelidir. Ancak üst üste 2 gün hap alımı unutulduğunda doğum kontrol hapının güvenirliği tam olmaz. Böyle bir durumda bir sonraki adet kanamasına kadar ek tedbirlerle korunmak gereklidir. Yani hap bir gün unutulduğunda ertesi gün 2 tane birden alınır, ancak 2 gün üst üste unutulursa koruyuculuk konusunda şüpheye düşülür…
Erkekler hakkında Genel bilgiler
Yazan: admin 03 Şubat 2010
Kategori: Güncel Paylaşımlar
Her ne kadar erkekler ”bu kadınları anlamak zordur” deselerde, asıl erkekleri anlamak zordur. Erkekleri ikna etmek, istediklerimizi yaptırmak, neredeyse imknasız denilecek kadar zordur. İmkansız diyince, erkeklerden imkansızı nasıl isteriz biliyor musunuz? İşte;
“Bizi çok sevip şımartsın, ev işlerine yardım etsin, çok para kazansın, çocuklarla ilgilensin, maç izlemesin…” Biz kadınların eşlerinden istedikleri gerçekten sadece bunlar mı?
Beklentilerimizi elde ederek, mutlu olmada ne kadar başarılıyız? Sağlıklı bir ilişki ve iletişim için nasıl davranmalıyız?
Günümüzde sosyal hayat ve yaşam tarzları giderek değiştiğinden, her şeyin daha güzeli, daha pahalısı, daha ulaşılmazı olduğundan, para kazanıp güçlü durması, toplum içinde statü sahibi olmak için mücadele vermesi gereken erkekler, artık bunların üstesinden gelmekte zorlanıyorlar. Onlar için yaşamda belirli bir statü oluşturmak, eskisine oranla daha da güçleşti.
Buna karşılık, bizlerin yani kadınların rollerinde de değişimler oldu: Kendi kimliğimizi keşfettik, ideallerimizi belirledik. Daha duygusal, daha doyurucu, bizim güçlü modelimizle baş edebilecek, yardım çağrılarımıza da gerektiğinde cevap verecek erkeklerin arayışına girdik. Dışarıda kendi kimliğini oluşturmaya çalışan erkeğe, evde kadın ve anne rolleri yüklenmeye başladığında, söz konusu erkek ilişki içinde uyum sağlama güçlüğü çekiyor. Bunun sonucunda ise ortaya tükenmiş erkek modeli çıkıyor.
Uyum sağlamakta zorlanıyorlar
Çocuk sahibi olmak, masada sıcak bir yemek, temiz çamaşırlar, derli toplu bir ev isteyen erkeklerin saltanatı, yeni kuşakla birlikte çöküyor çökmesine de, değişmeye çabalayan erkeklerimiz de tükenip gidiyorlar bu arada. Çünkü biz kadınlar yetinmeyi bilmiyoruz!
“Makineyi boşalttım, şimdi ne yapayım?” diye soran eşimizi, “Boşalttın da her şeyi yanlış yere dizmişsin” diye azarlayabiliyor ya da “Bebeğin altını değiştirdim” dediğinde “Belli, her yeri batırmışsın” diyerek eleştirebiliyoruz. Destekleyici olmadığımız için erkekler değişimlerine uyum sağlayamıyorlar.
Beklentilerimiz ağır
“İlgili bir baba olsun, işinde başarılı olsun, düşünceli bir koca olsun!” Eşlerimizden istediklerimiz, beklentilerimiz, öyle yapılması çok zor şeyler de değil aslında. Ama… Unuttuğumuz bir şey var: Hiçbir erkek; ne babamız, ne ağabeyimiz, ne televizyondaki dizi oyuncusu, ne de kocamız…
Hiçbir erkek, bizim gibi ayrıntılı ve ince düşünemez. Çünkü bu onların yapılarına ters. Erkekler olaylara daha düz ve mantık çerçevesinde yaklaşır. Dolayısıyla, bizim gibi duygusal düşünmelerini istememiz ve bunu her defasında gündeme getirip, eleştirmemiz, onları yıpratıyor.
İmkansızı istiyoruz
İnsanların beklentileri asla tükenmez. Tüketim çılgınlığıyla beraber, bizim kuşağımızda hayaller insana erişilebilirmiş gibi geliyor. Nasıl ki erkeklerin kafasında her zaman iş bitirici, hiç yorulmayan “süper kadın” imajı varsa ve bu imaj bizi nasıl “tüketiyorsa”, bizim kafamızdaki hatasız, yardımsever, mükemmel erkek tipi de onları “tüketiyor”! İsteklerimizin bir tanesini bile, gerçekleştiremediğimizi gördüğümüzde hem kendimize hem de karşımızdakine yükleniveriyoruz.
Erkekler, eşlerinden daha fazla seks, daha fazla ilgi, daha iyi analık, daha iyi aşçılık beklerken, kadınlar da kocalarından daha çok para, daha fazla sadakat, daha iyi babalık, daha fazla yardımseverlik bekliyorlar. İsteklerin çıtasını her iki cins olarak azamiye indirmeliyiz.
Sorumluluk paylaşma yolları
Aslında kadın veya erkek, evlenecekleri noktada seçimlerine dikkat etmeliler. Yemek pişiren, evin bakımı ile ilgili tüm sorumlulukları üstlenebilecek kapasitede biriyle mi birliktesiniz gerçekten? Öncelikle biz kadınların eşlerimizin hangi konuda değişmeyeceklerini görmemiz ve bu gerçeklerle bir an önce yüzleşmesi gerek. Ardından da değişebileceği, çaba sarf edebileceği alanlara yoğunlaşmalıyız.
Erkek elinden geleni yapıyor ama yine de başarısız oluyorsa, tepesinde dırdır etmek yerine, ona yol gösterebilir, onun yerine boşlukları doldurabilir, onu cesaretlendirebilirsiniz. “Makineyi ne iyi yaptın da boşalttın tatlım”, “Harikasın, bebeğin altını değiştirmişsin” gibi cümleler daha yapıcı olmaz mı?
Atalarımız ne demiş? Tatlı dil yılanı bile deliğinden çıkarır demiş. Birine birşey yaptırmak isterseniz, düşünün, siz nasıl ikna olursunuz. O şekilde isteyin…
Cinsellikte depresyon
Yazan: admin 26 Ocak 2010
Kategori: Güncel Paylaşımlar

Çağın hastalığı depresyon, cinsel hayatı bitirebiliyor..
Tükenmişlik ve çaresizlik durumu, uyku ve iştah sorunları yaşatan, hatta kişiyi intiharın eşiğine götürebilen depresyon, aynı zamanda cinsel problemlere de yol açabilir, hatta cinsel hayatı bitirebilir.
Çağın hastalığı depresyonun, cinsel hayata verdiği olumsuz etkiyi anlatan Nöroloji Uzmanı Dr. Mehmet Yavuz, depresyona girmiş erkeklerde başta cinsel isteksizlik, erken boşalma ve sertleşme sorunları görülürken, kadınlarda ise daha çok cinsel isteksizlik gözlendiğini söyledi.
Dr. Mehmet Yavuz; sözlerine şöyle devam etti: “Çünkü cinselliğin; cinsel istek, uyarılma ve orgazm olmak üzere üç aşaması vardır. Depresyonda başta cinsel istek libido azalır. Buna bağlı olarak uyarılma ve orgazm sorunları da ortaya çıkabilir. Hatta birleşme olsa bile depresyonda ki kişi bundan zevk ve tad almaz. Ancak tüm bu sorunlar depresyonun tedavi edilmesiyle birlikte kendiliğinden düzelmektedir.”
CİNSEL SORUNLAR DEPRESYONU AĞIRLAŞTIRABİLİR
Depresyon cinsel sorunlara yol açabilirken, cinsel sorunlar da mevcut depresyonu ağırlaştırabilir.
Cinsel sorunların depresyona yol açtığını bilmeyen hastaların, genellikle bu sorunların kendi yetersizliklerinden kaynaklandığını düşündüğünü açıklayan Yavuz, bu durumun da mevcut tabloyu ağırlaştırarak, kişileri umutsuzluk ve karamsarlığa sürüklediğini, daha önce var olmayan cinsel sorunlara yol açabildiğini belirtti.
Dr. Mehmet Yavuz; “Hasta cinsel hayatının tamamen sona erdiğini düşünerek, depresyonunu daha ağır yaşamaya başlar. Bu durumda yine başarılı olamazsam düşüncesiyle performans anksiyetesine kapılan hastada, depresyon tedavi edilse bile cinsel işlev bozukluğu kalıcı olabilir.
Her fert ve her vaka birbirinden farklıdır, fakat eşlerden biri depresyonda ise, tüm aile bundan etkilenir. Bu durumda diğer eşin sabırlı ve anlayışlı olması, eşine yardım etmesi ve ona her konuda cesaret vermesi beklenir. Depresyonda olan kişinin duygusal olarak aileden kopması sebebiyle, bu bazen güç olabilir.” dedi.
EVLİLİKTEKİ GERİLİM CİNSELLİĞİ ETKİLİYOR
Bazı evliliklerin ilk günlerinde, erkeklerde sertleşme sorunu nedeniyle ilişkinin gerçekleşemediğini açıklayan Mehmet Yavuz: “Evlilik sürecinde yaşanan yorgunluk, gerilim veya ilk gecede yaşanan heyecan nedeniyle ortaya çıkan bu durum karşısında bazen panik yaşanabilir. Böyle durumlarda erkeğin eşine karşı duyduğu mahcubiyet, olayı daha da ağırlaştırabilir. Bu geçici iktidarsızlık olayı, genellikle bir süre sonra düzelmektedir. Daha uzun süren vakalarda ilaç desteği gerekli olabilir.
Böyle bir olay karşısında yeni evlenmiş bayanın sabırlı ve eşini destekleyici pozisyonda olması düzelmeyi hızlandırır. Kırsal kesimde daha sık karşılaşılan bu durumu büyü ile “erkekliğin bağlanması” gibi değerlendirenlere de rastlanmaktadır. Böyle yörelerde kişilerin, doktora götürülmeden geleneksel telkin yöntemleri ile iyileştirilmeye çalışıldığını üzüntüyle görmekteyiz.” dedi.
Antidepresanlar cinsel gücü etkiliyor
Depresyonda zaten var olan cinsel sorunların antidepresanlarla tedavi sırasında daha da artabildiğini ve depresyon ilaçlarının cinsel fonksiyon bozukluğuna yol açtığını ifade eden Yavuz; “Bugün depresyon tedavisinde kullandığımız ilaçların çoğu, cinsel sorunlara yol açmaktadır. Bu yan etkilerin başlıcaları; sertleşmede azalma, istekte azalma ve orgazm yoğunluğunda düşmedir. Bu durumda kişiler, depresyonun tedavisi ve cinsellik ikilemi arasında sıkışıp kalabilirler. Depresyon hastalarının birçoğu kullandığı ilaçların cinsel güçlerini bozduğunu görünce tedaviyi bırakmakta ve tedavi yarım kalmaktadır. Antidepresan ilaçlar nedeni ile cinsel sorun yaşayan kişilere yan etkisi olmayan ve en az ilaçlar kadar etkili olan TMS tedavisini uyguluyoruz. ” diye konuştu…
Gebeliğin Kadının Cinsel Yaşamı Üzerine Etkileri
Yazan: admin 26 Ocak 2010
Kategori: Güncel Paylaşımlar
Anne adayının cinsel yaşamında ortaya çıkan değişiklikler gebeliğin dönemlerine göre ayrı ayrı ele alınabilir.
Birinci trimester (ilk üç aylık dönem)

Gebeliğin bu ilk dönemi özellikle ilk gebeliğini yaşayan anne adaylarında gebeliğe bağlı bulantı-kusma, yorgunluk, uykuya eğilim, meme hassasiyeti gibi belirtilerin sıkça yaşandığı bir dönemdir. Bazı anne adaylarında “tiksinme” eşinin normal vücut ve nefes kokularına bile tahammül edemeyecek kadar ileri boyutlarda olabilir.
İlk gebeliğini yaşayan anne adayları bu dönemde gebelikte kendilerini nelerin beklediği konusunda endişelere kapılabilirler. Özellikle plansız oluşan gebeliklerde doğum sonrası artacak olan sorumluluklar, anne rolünü üstlenmede yaşanacak zorluklar, doğumun ve aileye katılacak yeni bireyin getireceği maddi yük ve diğer sosyal özellikler anne adayında kaygı ortaya çıkmasına neden olabilir. Duygusal dalgalanmalar, bedenin gebeliğin ilerlemesiyle alacağı görüntü ile ilgili olumsuz düşünceler yine erken gebelik döneminin sık rastlanan ruhsal değişiklikleri arasındadır. Bazı anne adayları bu dönemde cinsel ilişkinin kendilerine ya da bebeklerine zarar vereceği, düşüğe neden olacağı korkusunu yaşayabilirler.
Tüm bu bedensel ve ruhsal değişiklikler libido azalmasına ve çoğu durumda anne adayının cinsel ilişki ihtiyacını ikinci plana atmasıyla sonuçlanır ve cinsel ilişki sıklığı azalır. İlişki esnasında memelere dokunulduğunda cinsel nitelikli uyarandan çok ağrı oluşması, genital bölgenin kanlanmasının artmasıyla bölgenin nispeten daha ödemli hale gelmesi ve penisin girişi esnasında ağrı ortaya çıkması gibi nedenler de libido azalmasına katkıda bulunur.
Tüm bunlarla birlikte gebelikte genital bölge kan akımının fizyolojik olarak artması anne adayının orgazmı daha yoğun yaşamasına neden olur. Kanlanma artışı genital bölgedeki salgı bezlerini de güçlendirdiğinden ilişki öncesi genital bölgede nemlenme daha kolay hale gelir.
İkinci trimester (3-6 ay arası dönem)
İkinci trimester anne adayının gebeliğin fiziksel değişikliklerine uyum sağlamaya başladığı bir dönemdir. İlk aylarda görülen belirtiler yavaş yavaş ortadan kalkar ve anne adayı bedensel olarak kendini daha iyi hisseder.
Bu trimester gebeliğe ruhsal uyumun da başladığı dönemdir. Anne adayı artık gebe olduğu gerçeğini ve hayatına getireceği değişiklikleri kabul etmiştir. Anne olma fikri birçok anne adayına heyecan verir.
Bedendeki değişiklikler de kabul edilmiştir. Karnın büyümesi ve bebeğin hareketlerinin hissedilmesi anne ve baba adayı için bir mutluluk kaynağıdır.
Böylece ikinci trimesterde fiziksel yakınmalarından kurtulan ve psikolojik olarak gebeliğe daha çok uyum sağlayan anne adayında cinsel ilişkiye karşı ilginin arttığı gözlenir.
Birinci trimesterde başlayan genital bölge ve memelerdeki kanlanma artışı bu trimesterde de devam eder. Kanlanmanın artması anne adayının orgazmı çok daha yoğun yaşamasını sağlar.
Uterus kasılmaları:
Normal bir cinsel ilişki esnasında ve özellikle orgazm oluştuğunda uterusta kısa süreli kasılmalar meydana gelir. Bu kasılmalar gebe olmayan ya da gebeliğin ilk aylarında olan kadın tarafından hissedilmezler. Ancak uterusun büyümesiyle özellikle ikinci trimesterden itibaren bu kasılmalar anne adayı tarafından belirgin bir şekilde hissedilir. Bu uterus kasılmaları esnasında bebeğin hareketleri geçici olarak azalır. Normal seyreden bir gebelikte bu kasılmaların bebeğe herhangi bir zararı sözkonusu değildir. Kasılmalar bittikten kısa bir süre sonra genellikle bebek hareketleri artmış bir şekilde yeniden başlar. Bu konuda tecrübesi ya da bilgisi olmayan anne adayında kasılmalar ve bebek hareketlerinin azalması endişe kaynağı olabilir.
Üçüncü trimester (6. aydan doğuma kadar olan dönem)
İkinci trimesterde azalan fiziksel şikayetler bu dönemde uterusun büyümesine paralel olarak farklı bir şekilde tekrar ortaya çıkabilir. Yorgunluk, uykusuzluk, mide problemleri (yanma), uterusta belli zamanlarda oluşan hazırlayıcı kasılmalar (Braxton-Hicks kasılmaları), bacaklarda kasılmalar, memelerden süt gelmesi gibi belirtiler, cinsel ilişki ve orgazm esnasında ortaya çıkan güçlü uterus kasılmaları libidonun azalmasına ve anne adayının cinselliği yeniden ikinci plana atmasına neden olabilir.
Yaklaşan doğumun verdiği ağrı duyma korkusu, doğumda normaldışı bir durum oluşacağı korkusu gebeliğin bu dönemine damgasını vurabilir.
Uterusun büyümüş olması nedeniyle ilişki esnasında belli pozisyonlar daha ağrılı ve rahatsızlık verici olmaya başlar. Çiftlerin bu dönemde değişik pozisyonlar arasından kendilerine uygun olanını kendileri belirlemeleri gerekir.
Pelvis bölgesindeki fizyolojik kanlanma artışı ve yoğun uterus kasılmaları cinsel ilişkiden alınan hazzı ve orgazmın yoğunluğunu artırır.
Lohusalık dönemi
Lohusalık dönemi doğum eyleminin verdiği tükenmişlik ve yorgunluk belirtilerinin ortaya çıktığı, aileye katılan yeni bireyin bakımı için uykusuz kalınan gecelerin yaşandığı bir dönemdir.
Doğum eyleminde vajina mukozası incelmiş, vajinanın cinsel uyarıya bağlı olarak verdiği nemlenme cevabı azalmış, doku travmasına bağlı olarak genital bölgede şişkinlik ortaya çıkmıştır ve bölge ağrılıdır.
İlişki esnasında ağrı duyma korkusu, epizyotomi (bebeğin başının çıkması için kesilen bölge) yerine ya da ameliyat yerine zarar verme korkusu, vücut imajı hakkında olumsuz düşünceler, emzirme esnasında ortaya çıkan cinsel uyarılmadan heyecanlanma ya da suçluluk duyma gibi ruhsal değişiklikler sık gözlenir.
Lohusalık döneminde cinsel uyarılma süresi uzar. Bebeğin ağlaması ya da emzirme zamanının gelmesi gibi etkenler annenin ilişki esnasında konsantrasyonunu yitirmesine neden olabilir.
Sonuç olarak lohusalığın başından 4-6 hafta sonrası döneme kadar cinsel ilişkiye ilgi azalmıştır. Kadınların çoğu 6 haftalık aradan sonra ilişkiye tekrar başlamayı uygun görürler. Bir kısmı ise daha kısa süre içinde kendilerini hazır hisseder hissetmez cinsel yaşamlarına kaldıkları yerden devam ederler…
Erkekler ve Kadinlara Göre Cinsellik
Yazan: admin 26 Ocak 2010
Kategori: Güncel Paylaşımlar

Kadın duygusal yaklaşıyor ve ilgi bekliyor. Erkekler ise daha dürtüsel aşk yapıyor.
Kadınlar beyniyle sevişiyor
Kadınlar ve erkekler arasındaki fark, cinsel yaşamda da kendisini gösteriyor Prof. Dr. Sedat Özkan’a göre; erkek cinselliğe dürtüsel, kadın duygusal yaklaşıyor ve eşinden şefkat bekliyor.
Birbirlerini anlayamayan kadın ve erkek, sosyal yaşamda olduğu gibi, cinsel yaşamda da mutsuz oluyor. Uzmanlara göre, cinsel mutluluk, çiftlerin hem kendilerinin, hem de partnerlerinin istek ve beklentilerini çok iyi bilmeleriyle mümkün olabiliyor. Peki ama, kadınlar ve erkekler cinsellikten ne bekliyor, ne istiyorlar? Prof. Dr. Sedat Özkan, kadın ve erkeğin cinselliğe bakış açısının farklı olduğunu, bu nedenle de pek çok çiftin sorunlar yaşadığını söylüyor.
”İlişkiye zarafet katın”
Özkan, bu farkları şöyle açıklıyor: “Kadınlar beyniyle, erkekler beliyle seks yapar. Erkek, cinselliğe dürtüsel, kadın ise duygusal yaklaşıyor. Kadının beyni ne kadar rahatsa, cinsellikten aldığı zevk de o kadar kolay olur. Aksi halde, cinsellik görev gibi oluyor. Erkek eve geliyor, karısıyla iki çift laf etmeden, konuşmadan cinselliği yaşamak istiyor. Böyle olmaz. İlişkiye zarafet katmak gereklidir. Bütün beyinsel zenginliğimizi ilişkiye yansıtacağız ve paylaşacağız. Erkeğin beyni kısırsa, dürtüsü kuvvetli de olsa, ilişkiye mutluluk getiremez.
”Her şey seks değil”
Erkek, kadından farklı olarak cinselliği duygudan önce düşünüyor ama, bu erkeklerin duygusuz olduğu anlamına gelmiyor. Yapılan araştırmalar gösteriyor ki, erkekler için de duygular seks için önemli. Hatta bazı erkekler, aşık olmadğı bir kadınla birlikte olamıyor. Erkekler de unutulmaz birlikteliklerden hoşlanıyorlar. Özellikle de ciddi ilişkilerde öpüşmeye, sarılmalara önem veriyorlar. Erkekler, her ne kadar duyarsız görünürlerse görünsünler, ilişkinin her yönü üzerine kafa yoruyorlar, şefkat ve yakınlık arıyorlar. Erkeklerin hep incecik vücutlu seksi kadınlardan hoşlandığını düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Dergilerde gördüğümüz o muhteşem güzeller, onların sandığınız kadar ilgisini çekmiyor. Erkekler, sıradan kadınları daha çekici ve seksi buluyor.
”Görev olmamalı”
Kadınlar için duygular çok önemli olduğundan, cinselliğin görev gibi yapılmasından yana değiller. Bu yüzden de ilişkinin başında olduğu gibi cinsellik için de özel anlar yaratılmasını bekliyor, romantizm istiyorlar. Eşlerinden sevgi sözcükleri duymayı arzuluyor ve şefkat bekliyorlar. Kadınların partnerlerine mesajı: “Cinselliği heyecanlı hale getirecek çözümler bul!
Arkadaş Dediğiniz Nasıl Olmalı ?
Yazan: admin 12 Ocak 2010
Kategori: Güncel Paylaşımlar
Biz Türk Toplumu Hem Çok Misafir Perverizdir Hemde Arkadaşlığa ve Dostluğa Çok Önem Veririz.Çoğu Zaman Ailemizden Daha Yakındır Bize Arkadaşlarımız.Büyüklerimize Anlatamadığımız Bütün Dertlerimizi ve Sorunlarımızı Paylaşıveririz.Bazende Paylaşmış Olduğumuz ve Hiç Kimsenin Bilmediği Bu Dertlerimiz ve Sırlarımız İyi Arkadaş Seçememekten Dolayı İlerde Hep Bizim Karşımıza Bir Tehtit Olarak Çıkar.
Bundan Dolayı Demem Odırki Arkadaşlarımızı Seçerken Sadece Bugünü Değil Yarınıda Düşünerek Seçmeye Özen Gösterelim.Birini Arkadaşımız İse Onun İyi ve Kötü Günde Bizim Yanımızda Olması Lazım.Zaaflardan Faydalanıp Bundan Kendine Çıkar Sağlamamalı.Sizlerde Arkadaş Seçimlerinizde İyi Analiz Ediniz Karşınızdaki Kişiyi.Bir Yerine Üç Defa Düşünüp Karar Veriniz ve Atacağınız Adımı Bu Düşüncelerden Sonra Atınız.Hani Boşuna Demiştir Atalarımız Bir Nasihat Bin Nusubetten İyidir Diye.Gerisi Size Kalmış…
Erkekler neden konuşmayı sevmezler ?
Yazan: admin 10 Ocak 2010
Kategori: Güncel Paylaşımlar

Kadın: Beni seviyormusun?
Erkek: Bilmiyormusun da soruyorsun?
Kadın: Biliyorum ama belki duymak istiyorum, hadi söylesene seviyormusun?
Erkek: Off saçmalama hadi bak işine, yemek hazır mı?
Ve buna benzer bir çok şey… Biz kadınlar duygusal varlıklarız, hüzünlerimizi de mutululuklarımızı da dile getirmeyi severiz…
Erkekler ise konuşmaktan çok susmayı, sahibi olduğu kadının o anki ruh durumunu, bakışlarından yada hal ve hareketlerinden anlamasını bekler yada ister. Her ne kadar kadın, erkek ilişkisine gölge etsede, erkeklerin neden konuşmayı sevmediklerini öğrenmenizi tavsiye ederiz…
Buyrun ekekler neden konuşmayı sevmezmiş öğrenin de, konuşmadığı için dert etmeyin
şışı
Erkekler zayıf görünmekten veya incinmekten korktukları için kaçış yolu olarak kimi zaman susmayı tercih ederler. Erkeğinizin dilini çözmek için neler yapmalısınız Onunla bir türlü konuşamıyorsunuz. Ya kavga çıkıyor ya da sizi dinlemiyor.
Durun, üzülmeye, ayrılık planları yapmaya başlamadan önce tavsiyelerimize kulak verin.Araştırmalara göre erkekler incinmekten ve zayıf görünmekten korktukları için kaçış yolu olarak susmayı ya da umursamaz görünmeyi tercih ediyor. Peki sorunun kaynağında neler yatıyor Sebebini bilmeniz, çözümünü bulmamıza yardımcı olur. Önereceğimiz yöntemleri siz de deneyin ve erkeğinizin dilini çözün. Doğru kelimeleri seçin Sevgilinize en iyi arkadaşınızla yaşadığınız tartışmayı ya da annenizin rahatsızlığını anlatmak istiyorsunuz. O ise konuya hiç bulaşmadan “Telaşlanma, zamanla düzelir” diye geçiştiriyor. Erkekler, bir kadın için dert ortağı olma yönünde fazlasıyla aciz kalıyorlar. Kadın acılarından bahsederken, erkek bırakın yorum yapmayı dinleyemiyor bile. O zaman ona içinizden geçenleri doğru kelimelerle ve eksiksiz olarak anlatın. Ancak bunu yaparken temkinli davranın. Örneğin: “Hakemin yanlış kararı yüzünden doğru düzgün uyuyamadım. Bunun nasıl bir şey olduğunu sen bilir misin” diye söze başlarsanız, kendi deneyimlerinden bahsetme fırsatı bulur. Ciddiyetten kaçının Çöpü dökmesini istersiniz, o ise bu duruma nükleer atık muamelesi yapar. Tuvalet temizliği, çamaşır ve bulaşık gibi konulara ise hiç girmeyelim. O yine kabuğuna çekilirken, kadın artık dayanamayıp patlar. Ne kadar haklı olursanız olun, cümleye “hep” ya da “hiç” gibi bir sözle başlamayın. Esprili bir girişle başlamalısınız. “Hadi biraz da çöplerden bahsedelim” gibi. Çocuk, temizlik ve ev işlerinin bir kişi için fazla bir yük olduğunu belirtin. O güçlü omuzların sadece yaslanmak için var olmadıklarına inandırın onu. Sinirlendiğinizi göstermeyin Kadının sinirleri bozulmuştur ve artık dayanamaz hale gelir. Erkek ise soğukkanlılığını korumaya çalışır. Olan olur ve kadın ağlamaya başlar. Erkek “Ağlamanın bir faydası yok” diye bağırır. Bakar ki değişen bir şey yok, “Ağlasın, bana ne” deyip, bay buz kalıbı modunda yine sessizliğine çekilir. Sesinizi yükseltmek, tabakları duvarlara fırlatmak, kapıları çarpmak belki size ağlamaktan daha rahatlatıcı gelebilir. İyisi mi kendinizi dışarı atın ve şöyle bir dolaşıp gelin. Döndüğünüzde onun ne kadar sessiz ve çözülmeye hazır olduğunu göreceksiniz. Böyle sus pus olmasının sizde nasıl bir tesir yarattığını ona anlatın. “Sessizliğin beni fazlasıyla kırıyor. Bu durumda ne istediğini anlayamıyorum” diyebilirsiniz. Bir şey söylemeye başlarsa, “Bunu gerçekten doğru mu anladım” diye söze başlayıp söylediği cümleyi tekrar edin. İltifat etmiyorsa Hangi kadın istemez ki eşinin ya da sevgilisinin ona iltifatlar etmesini. Ama erkeğinizin ruhuna yapışan o konuşmama, içine kapanma inadı sizi iltifatlardan mahrum ediyor. Bu doğal olarak sizin ruh halinizi de etkiliyor. Erkeğinizin ağzından iltifat sözcükleri duymak istiyorsanız, hareketlerinizi biraz gözden geçirin. Erkekler, aynanın karşısına geçip “Bu bana çok yakıştı. Böyle çok güzel görünüyorum” diye kendi kendisine konuşan kadınlar karşısında susmayı tercih eder. Kıyafetinizle sessizce yanından geçin. İşte o zaman cazibenize dayanamaz ve ağzından kelimeler dökülür. Mutfaktaki hünerinizle de iltifat alabilirsiniz. Örneğin ona uzun zamandır pişirmediğiniz en sevdiği yemeği yapın. Hangi erkek en sevdiği yemeği yapan kadını iltifatsız bırakır ki…
Hedef Sadece Seviyeli ve Kaliteli Sohbet mi ?
Yazan: admin 01 Ocak 2010
Kategori: Güncel Paylaşımlar
Site sahiplerinin hedefleri Seviyeli ve kaliteli bir sohbet sitesi oluşturmak mi diye soracak olursam, sizce Chat yapmaya giren insanlarin amaci sadece sohbet etmek mi ? siz sohbet severlere üstüne basa basa söyliyorum chat siteleri bay veya bayan arkadas bulma yerleri değildir kaldiki Sesli ve Kamerali Sohbet siteleri gerçek anlamda aile siteleridir. Kişilerin anne ve kizkardeslerini beraberinde getirdiği temiz ortamlardir. Hedef Kaliteli ve Seviyeli sohbetse site sahiplerinin hedefi para olmasin. Sesli site sahiplerinin yani sira Sohbet üyeleri lütfen seviyeyi bozmadan kaliteli sohbet ederek sicak huzurlu bir chat ortami oluştusunlar. Hedefimiz Kaliteli ve Seviyeli Chat Sohbet siteleridir. 2010 yili onlarca Kamerali Sohbet sitesine hayirlar getirsin…
Seslide Aşk Nasil Olur ?
Yazan: admin 25 Kasım 2009
Kategori: Genel Haberler, Güncel Paylaşımlar
Sanalda O kadar insan varki Ask arayan bekar olupta sevgili arayan..
Peki Sence bu ne kadar dogrudur..
Sanaldan yada Seslide Ask olurmu demeyin.
Milyonlarca insan sanal yada sesli sitelerden tanismakta.
Bu kisiler internet yoluyla ask yasiyorlar Daha sonra biz ciddi dusunuyoruz Diyorlar.
Peki Sizce Sanaldan Yada Sesli chat ten Ask Ne kadar Mantikli…
Eger bu konulari sohbet odamizda yada yorum yazarak paylaşa bilirsiniz…
Sanal İnsanlar Yalan İnsanlar Mı ?
Yazan: EYLEM 13 Kasım 2009
Kategori: Genel Haberler, Güncel Paylaşımlar
Beni okuyorsanız eğer, buralara kadar ulaştıysanız yani, sizin de
bu ortamda dostluk ve sevgi aradığınızı ya da er geç arayacağınızı
düşünüyorum… Örneğin okumakta olduğunuz bu sitede
emek veren kişiler, birbirini görmeden, tanımadan sevdiler,
dostluk adına çabalarını sürdürdüler… Birbirimizi görmeden,
tanımadan ve sadece “hissederek” yürüttüğümüz dostluk
ilişkisi yaşamımızdaki diğer ilişkilerden çok farklı gelişiyor..
Gerçek yaşamda önce fizikleriyle, giyim kuşamlarıyla, sonra da
fikirleriyle ve yaşam görüşleriyle, zihinleriyle tanışırız insanların..
Oysa burada, sanal ortamda, önce fikirler ve görüşler ön plandadır,
birbirimizi zihinlerimizle tanırız, severiz ( ya da sevmeyiz )
ve bazen de tanımak isteriz, görüşür tanışırız….Değer verir,
dost oluruz.. Çok sevdigim bir şair ve filozofun, Halil Cibran’in
sözlerini yazım süresince paylaşacağım sizlerle: “Dostunuz size
aklından geçenleri açıklarken ne ‘hayır’ı ne de ‘evet’i
ona söylemekten korkmayınız. Ve o sustuğunda yüreğiniz
onu dinlemeyi sürdürsün; eğer dostun senin içindeki denizin
alçalacağını bilmek zorundaysa, bırak yükseleceğini de bilsin..
Yanlızca zaman öldürmek için aranılan dost nedir ki ?
O, sizin ihtiyacınızı karşılamak içindir, yoksa anlamsız
boşluğunuzu değil.. Ve dostluğunuzun uyumunda,
bırakın kahkahalar yükselsin ve zevkler paylaşılsın…”
Bazen bu büyü bozulmasın diye, dürüst olamadığımız için,
bu tanışmayı istemeyiz. Karşımızdakinin dürüstlüğü veya
bizimki. Bir şekilde kafamızda hep dürüstlüğü sorgularız,
güvenmek isteriz yazılana, dostlarımıza…. Gerçekten o kişi mi…
Gerçekten böyle mi düşünür.O mu gerçekten bizim etkilendiğimiz,
sevgi duyduğumuz… Yoksa yalan mı bize söyledikleri… Yoksa…
Yoksa… Bize sevgiden bahseden, yüce duyguları bayrak etmiş
kişi, evinde eşini veya çocuklarını döven biri mi? En azından,
insanları, iddia ettiği kadar sevmiyor olabilir mi? Zaman içinde
tanıdıkça kuşkular başlayacaktır… Hiç kimse yalanı sürekli
sürdürecek kadar zeki değildir…Ve hiç kimse de bu yalanlara
sonsuza kadar inanacak kadar saf değil…Dürüstlük, özgürlük
demektir ve özgürlük kısıtlanmamalıdır asla… “Özgürlüğünüz,
kendisine vurulmuş olan zincirlerinden kurtulduğunda,
daha büyücek bir özgürlüğe zincir olur.” Sürdürmeye
çalışacağımız yalan, hatırlamak zorunda olduğumuz uydurma
kişilik en çok kendimizi rahatsız edecektir bir gün… İnsan
karşısındakini bir süre aldatabilir belki… Hatta uzun bir
süre de bunu devam ettirebilir… Ama kendini kandıramaz,
bunu hep sürdüremez. Sürdürürse, kişilik sorunları
başlayacaktır, yarattığı kahramanı yaşatmaya çalışırken,
kendisini yaralamış, hatta öldürmüş olabilir…
Ne kaybederiz oysa, ne olur boyumuz kısa veya uzun ise,
zayıf veya şişman isek… Sağlığımız yerinde veya değil ise…
Eksiklerimiz varsa… Paramız olsa veya olmasa…
Veya o filmi görmemişsek, o şiiri duymamışsak….
Ya da o ülkeye gitmemişsek…Sesimiz güzel değilse…
O konuya yabancı isek….Söylediğimiz yaşta değilsek…
Manken-fotomodel bir kadın veya atletik vücuda
sahip bir erkek değilsek.. Ya da yaşamımızda olmadığını
söylediğimiz birileri varsa… Ne farkeder dostluk adına..
Yalanların esiri olarak yaşamak ve
bir gün herşeyden kaçmaktansa,
dürüst olmayı denesek dostlarımıza ve kendimize…
Yarattığımız dünyanın birgün başımıza çökmesindense…
Daha kötüsü, bir başkasının dünyasını yıkmaktansa….
“tıpkı okyanusun sahilinde durmadan kumdan
kaleler yapan ve sonra da bir vuruşta
gülerek yıkıveren çocuklar gibi. Oysa sizler kumdan
kaleler yaptıkça okyanus sahile daha çok kum yığmaktadır,
ve yaptığınız kaleleri yıktıkça okyanus sizlere gülmektedir..”
Kendine mükemmel bir kişilik yaratmak çok kolay…
Zor olan, olduğunu dürüstçe olabilmek… En acı gerçeğin
bile en güzel yalandan üstün olduğunu hatırla…
Dürüstlük temelinde oturan dostlukların daha değerli
ve uzun ömürlü olacağını ta içinde biliyorsun…
Unutma,uzun vadede dürüstlük her zaman galip gelecektir…
Kendini zor olsa da, acı olsa da, kabullen… Çünkü sen biriciksin,
çok değerlisin. Sonradan acısını çekeceğin hayalleri
yaratma..”Acınız, idrakinizi kaplayan kabuğun kırılmasıdır.
Nasıl ki, bir meyvanın yüreğinin güneşi görebilmesi
için kabuğunun çatlaması gerekir, acı da sizin için öyledir.
Kalbinizi güncel yaşantınızın mucizelerine hayran tutabilseydiniz,
acınız mutluluğunuzdan daha az görkemli olmazdı. Tıpkı;
tarlalarınızdan geçip giden mevsimler gibi, yüreğinizin
mevsimlerini de kabul edebilseydiniz, Pişmanlık ve üzüntülerinizin
Kış’ında çevrenize huzur içinde bakabilirdiniz… Acılarınızın çoğu
kendinizce seçilmiştir. İçinizdeki hekimin hastalıklı benliğinizi
tedavi amacıyla verdiği tatsız ilaçtır…
SANAL YALANMI ?SANALI YALAN YAPAN İNSANMI??YORUMLARINIZI BEKLİYORUM…



