İdeal Kilonun Püf Noktaları

Yazan: admin 08 Mart 2010  
Kategori: Genel Haberler, Sağlık

Fazla kilolardan kurtulmak ve ideal kiloyu korumak için ipuçları…

Daily science” dergisi ile internet sayfasından derlenen ve ideal kiloda kalabilmenin ipuçlarını veren öneriler şöyle sıralanıyor:

Yemeklerinizin zamanını ayarlayın: Kronometrenizi 20 dakikaya ayarlayın. Bu, kendinizi ‘yavaş yiyenler’ den olmak için eğitmenizin ilk adımı olacak. Bu karmaşık bir diyet planının,en temel parçasıdır. 20 dakikadan erken bitirmek yasak! Bu yüzden yemeği küçük lokmalara ayırın ve çok defa çiğneyin. Böylelikle hem çabuk doyacaksınız, yani sofradan tok kalkacaksınız hem de sindiriminize ağızdan başlayacaksınız.
Daha çok uyuyun, daha az kilo alın: Ekstra 1 saat uyumak yılda 7 kilonun verilmesine yardımcı olur. Burada sözü edilen şey aslında, kişinin kalori yani enerji ihtiyacını uykudan karşılaması halinde, güç toplamak için yiyeceklere yönelmeyi kesmesidir. Uykunun “uzun” değil, vücudun ihtiyacını karşılayacak nitelikte olması çok önemlidir. Bu aynı zamanda vücut ısısını da düzenlediği için yağ alımı da azalır.

Sofranızda çeşit çeşit sebzeler, büyük tabaklar…: Sizi doyurmayan küçük, yetersiz ve kalori dolu bir porsiyon yerine sofranızı doyana kadar yiyebileceğiniz birkaç çeşit sebzeyle donatın. Buharda, fırında, çiğ, soslu olarak tüketebileceğiniz çeşitli sebze tabakları 1 porsiyon başka türden yemekten daha göz ve karın doyurur.

Çorba gelir, kilo gider : Yemeğe başlamadan önce içeceğiniz 1 kase çorba, sofraya çok aç oturmanızı engelleyecektir. Ayrıca çeşitli sebze ve baklagillerden oluşan bir çorba hem çok besleyici hem de düşük kalorili olacaktır. Yalnız, krema, un ve nişasta katkılı çorba türlerinden bu anlamda kaçınmak gerekir.

Tam tahılı hayatınıza sokun: Beyaz olanların yerine kepekli (esmer) alternatifleri tercih edebilir, lif alımınızı arttırarak vücudunuzdan su ve yağ atabilirsiniz. Üstelik tam tahıllı tercihler besin değeri olarak diğer türlerden daha zengindir. Tam tahıllı unla hazırlanmış bir pizza, waffle veya makarna beyaz unla hazırlanmış olanlarla bir olur mu?

Şarküteriden uzak durun: Kahvaltı ve diğer öğünlerde yüksek tuz ve yağ katkıları ile hazırlanan şarküteri ürünlerinden uzak durun. Böylelikle nereden bakarsanız 100 kötü kaloriyi almaktan kurtulursunuz.

Sevdiğiniz kıyafetler gözünüzün önünde olsun: Giyinmeniz için ‘fit’ olmanız gereken kıyafetlerin göz önünde olması sizi ‘fit’ tutmak için motive eder. Vücut ölçülerinizle ilgili bir hedef ve ideal oluşturmanızı sağlar.

Sosunuzu ve pizza malzemelerinizi değiştirin: Makarna sosu ya da pizza malzemesi olarak şarküteri ürünlerini tercih etmek yerine sebze, mantar ya da beyaz et gibi seçeneklere yönelin! İçine pişerken yağ eklemek yerine pizza veya makarnanız piştikten sonra 1 tatlı kaşığı zeytinyağı gezdiriniz.

Şekerli ve gazlı içecekler yerine: “Sıfır” kalorili içecekler, kalori olarak bir şey ifade etmeseler de vücutta su tutulmasına neden olur, zaman içerisinde aspartam içeriği nedeniyle tatlı isteğine yol açar. Bunlar yerine taze limonata, ayran, soğuk meyve çaylarını tercih ediniz.
Kısa tombul bardak yerine, ince uzun bardak: Bu sayede yüzde 25 ile yüzde 30 daha az şekerli içecek tüketip daha çok doyum elde edebilirsiniz.

Siyah çay yerine yeşil çay: Yeşil çay içmek iyi bir kilo verme metodudur. Yeşil çayın kalori yakma performansının yüksek olduğu bilinmektedir.

Zihninizi dinginleştirin: Yasak tabaklara yönelmemizin temelinde psikolojik iniş çıkışlar yatar. Kimi zaman kendimizi yatıştıracak ve bizi yalnızca yemek düşündürtmeyecek sakin aktiviteler bulmalıyız. Yoga ve meditasyon en ideal olanlarıdır.

Evde yiyin: Evde pişen bir yemeğin hijyeni tartışılmaz, kalorisi de öyle…Dışarıda yemekten çok hoşlandığınız bir yemeğinin tarifini evde daha sağlıklı malzeme ve pişirme teknikleri ile ayarlayabileceğiniz gibi evde porsiyon ve içerikleri kendi isteğinizle ayarlayabilirsiniz.

Yerken “dur” düğmesine basabiliyor musunuz?: Bazı kişiler de doğal bir biçimde otokontrol vardır ve onlar durmaları gereken yeri bilirler. Onların sırrı şu: Çatalı ellerinden bıraktıktan sonra tek lokma bile almazlar,sohbet eder ya da sofrayı terk ederler. Denemeye değer!

Acı naneli sakız çiğneyin: Acı naneli sakız çiğnedikten sonra baştan çıkarıcıların lezzeti, o kadar da baştan çıkarıcı olmayacaktır.

Porsiyonlarınızı iyi ayarlayın: Sebze ve salatalar tabağın en geniş yerini alabilirler. Köşede kalan ufak nokta ise karbonhidratların veya etindir…

Uyku ve Trafik Kazaları

Yazan: admin 08 Mart 2010  
Kategori: Genel Haberler, Sağlık

Trafik Yol, Araç ve İnsan üçlüsünden oluşmakta, bunlardan herhangi birinde oluşan bozukluk trafik kazalarına neden olmaktadır. Trafik kazaları tüm ülkelerde önemli bir sorundur. ABD’de kazaların, 4. ölüm nedeni olduğu ve motorlu araç kazalarının %51 ile en çok ölüme neden olan kaza türü olduğu bildirilmiştir. Ülkemizde farklı bölgelerde yapılan araştırmalarda adli olayların büyük bölümünü trafik kazalarının oluşturduğu görülmektedir. İstatistiklere göre 1998 yılında ülkemizde 440.149 trafik kazası olmuş, 4.935 kişi ölürken 114.552 kişi yaralanmıştır. Bu sayı olay yerinde ölenleri içermekte, kazadan sonra hastaneye kaldırılıp orada yaşamını yitirenleri içermemektedir. Oysa DSÖ kazadan bir ay sonraya kadar ölümleri trafik kazası ölümü olarak kabul etmektedir. Bu nedenle yılda büyük olasılıkla 10 bin kişin ülkemizde trafik kazası kurbanı olduğu söylenebilir.
Trafik kazalarında aşırı hız, alkol alımı, tehlikeli araç kullanmanın yanında uykusuzluk da önemli bir nedendir.

ABD Ulusal Otoyol Trafik Güvenliği Yönetimi yıllık tüm kazaların yaklaşık %1,5′inde temel nedenin uykusuzluk ve yorgunlukla ilişkili olduğunu tahmin etmektedir. İngiltere, Norveç ve İsviçre’de yapılan farklı çalışmalarda %1-16 arasında değişen oranlar bildirilmiştir.

Uyku ilişkili kazalar kazalar açısından en çok risk altında olan sürücüler;

a) Uykusu bozulmuş ya da yorgun sürücüler

Mola vermeksizin uzun süre araç kullananlar,
Gece, öğleden sonra ve normalde uyuduğu saatlerde araç kullananlar,
Uyku yapan ilaçlar ya da alkol alanlar,
Tek başına araç kullananlar,
Uzun, kırsal, sıkıcı yollarda araç kullananlar,
Sık yolculuk edenler,
İngiltere’de yapılan araştırmada uyku ilişkili kazaların saat 02.00, 06.00 ve 16.00 dolaylarında 3 pik yaptığı saptanmıştır .
b) Genç sürücüler

Uyku ilişkili kazaların geç kalma eğiliminde olan, az uyuyan ve gece araba kullanan gençlerde yaygın olduğu saptanmıştır. Kuzey Carolina’da bu tür kazaların %55′inin 25 yaş ya da daha genç kişilerce yapıldığı, sürücülerin %78′nin erkek olduğu görüldü. İngiltere ve Norveç’te yapılan çalışmalar da benzerdi.

c) Vardiyalı çalışan sürücüler

ABD’de 25 milyon insan vardiyalı olarak çalışmaktadır. Bu alışılmadık programlarla çalışanların %20-30′unun yorgunluk ilişkili araba kazası geçirdiği saptanmıştır. Özellikle gece vardiyasından eve dönüş tehlikeli olmaktadır.

d)Ticari araç sürücüleri

Özellikle kamyon sürücüleri yorgunluğa bağlı kazalara eğilimlidir. Kamyon sürücülerinde uyku apnesi olarak adlandırılan uyku ve solunum bozukluğu yüksek oranda görülebilir. Tüm ağır kamyon kazalarının en az %30-40′ında sürücünün yorgunluğunun, katkıda bulunan etmenlerden biri olduğu ileri sürülmektedir.

e)Tanı konulmamış uyku bozuklukları olan sürücüler

Uyku bozukluklarının kazaları arttıran bir risk etmeni olduğu bildirilmiştir. Kronik insomnia (uykusuzluk), uyku apnesi ve narkolepsi gibi aşırı gündüz uyuklamasına neden olan bozukluklar olasılıkla 30 milyon ABD yurttaşında görülmektedir. Uyku bozukluğu olan pek çok kişi tanısız ve tedavisiz kalmaktadır. Örneğin; uyku apnesi orta yaşlı erkeklerin %4′ünde, aynı yaş grubundaki kadınların %2’sinde bulunmaktadır. Bu bozukluk kaza riskini 3-7 kat arttırmaktadır.

İngiltere’de yapılan araştırmada uyku ilişkili kazaların şu kriterlerle saptandığı belirtilmiştir:

Sürücünün alkolmetre ve kan alkol düzeyinin yasal limitin altında olması,
Aracın yoldan çıkmamış ya da başka bir aracın arkasına çarpmamış olması,
Fren izlerine rastlanmaması,
Araçta mekanik bir sorun olmaması,
İyi hava koşulları ve görüşün açık olması,
Hız ve öndeki araca çok yakın kullanmak gibi nedenlerin eliminasyonu,
Olay yerine gelen polis memurlarının temel neden olarak uyuklamaktan kuşkulanması,
Kazadan hemen birkaç saniye önce sürücünün çıkış noktasını ya da çarptığı aracı açıkça görmesi.
McCartt ve arkadaşlarının 593 uzun yol kamyon şöförüyle yüzyüze yaptıkları görüşmelerde, sürücülerin oldukça büyük bir kısmının direksiyonda uyuduklarını saptamışlardır. Sürücülerin %47,1′i daha önce, %25,4′ü ise son bir yıl içinde direksiyonda uyuduklarını söylemişlerdir.
ABD’de uyku nedenli kazaların, yıllık 23.318 ölüm ve 1.907.072- 2.474.430 sakatlığa yol açan yaralanma ile ilişkili olduğu düşünülmektedir. Bunun giderinin ise 43.15-56.02 milyar dolar olduğu sanılmaktadır.

Uyku ilişkili kazaları engellemede etkili olabilecek önlemler:

1) Yolculuk öncesi öneriler

Sürücü iyi bir gece uykusu uyumalıdır. Bireysel farklılık göstermekle birlikte, ortalama 8 saatlik bir gece uykusu gereklidir.

Uzun yolculuklar bir arkadaşla birlikte yapılabilir. Yolcular yorgunluk belirtilerini fark ederek ya da aracı sıra ile kullanarak yardımcı olabilirler.
Her 100 mil (yaklaşık 160 km) ya da iki saatte bir düzenli molalar verilebilir.

Alkol ve performansı azaltan ilaçlar kullanılmamalıdır. Alkol ve yorgunluk birbirlerinin etkilerini arttırır.
Sık olarak gündüz uyuklaması, gece uyumakta zorluk ya da her gece yüksek sesle horlama gibi yakınmalar varsa uyku bozuklukları açısından bir doktora danışılmalıdır.
2) Uykulu sürücüler için öneriler

Yorgunluğun uyaran işaretlerine dikkat edilmelidir.
Araba kullandığı son birkaç kilometreyi anımsamıyorsa,
Yolda sağa-sola sapıyor ya da yolda ya da yol kenarında bulunan, sürücüyü hız ve yol sınırı açısından uyaran bariyerlere çarpıyorsa,
Dalıyor ya da dikkatini toplayamıyorsa,
Sık sık esniyorsa,
Gözlerini açık tutmakta zorlanıyorsa,
Önünüzdeki arabaya çok yakın kullanıyor ya da trafik işaretlerini kaçırıyorsa,
Başını tutmakta zorlanıyorsa,
Aracı ani duruş ve kalkışlarla sarsa sarsa kullanıyorsa uyuma tehlikesinin olduğunu bilmelisiniz.
Yalnızca radyoyu açmakla yetinmeyin, pencereyi de açın ve onu uyanık tutmak için diğer “numaraları” deneyin.
Mola vermek için güvenli bir yer bulun
Trafikten uzak, güvenli bir alana gidin ve kısa bir süre (15-45 dakika) uyumasını sağlayın.
Eğer gerekiyorsa kısa süreli uyanıklık için kahve başka kafeinli içecekler alın (kafeinin kan dolaşımına geçmesi yaklaşık 30 dakika alır).
3) Yol değişiklikleri Anayollardaki hız kesici ve yol kenarını belirleyen bariyerler sürücüyü yoldan çıktığı an uyarabilir. Tekerlekler bu bariyerlere çarptığında oluşan sarsıntı ve gürültü anayollardaki, aracın yoldan çıkmasına bağlı kazaları önlemede oldukça etkili olabilir. Kazalardaki kesin azalma bilinmemekle birlikte çalışmalar %15-70 oranında azalma bildirmektedir. Sürücü bu bariyerlere çarptığında yorgun olabileceğini düşünerek dinlenmelidir.

Prof. Koç 105 İlik Nakli Yaptı 42’si Öldü

Yazan: admin 08 Mart 2010  
Kategori: Genel Haberler, Sağlık

Tanınmış doktor Prof. Yener Koç hakkında, Sağlık Bakanlığı müfettişleri rapor hazırladı: İki yılda ilik nakli yaptığı 105 hastadan 42’si öldü. Oran çok yüksek, inceleme yapılsın

Kemik iliği naklinde Türkiye’nin sayılı isimlerinden gösterilen Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Kemik İliği Nakli Merkezi eski Direktörü Prof. Dr. Yener Koç’un yaptığı ilik nakli ameliyatlarında ameliyatlarda, ölüm oranının yüzde 40′a vardığı saptandı. Hakkında inceleme açılması talep edilen Koç, konuşmak istemedi. Konu Bilim Kurulu gündemine gelince, vakalar masaya yatırılacak. Ön incelemeye varan süreç, 17 yaşındaki lösemi hastası Şule Elvan Abdurrahmanoğlu’nun, yaklaşık 3 yıl önce Trabzon’daki ATİ Teknoloji Hücre ve Gen Tedavi Merkezi’nden alınan kök hücrenin naklinden bir ay sonra ölmesi üzerine başladı. Aile, “ölüme yol açan kusuru olduğu” gerekçesiyle Prof. Dr. Yener Koç hakkında dava açtı. Ailenin avukatının Sağlık Bakanlığı’na verdiği dilekçeyle harekete geçen müfettişler de olayı incelemeye başladı. Ancak inceleme derinleştikçe, Sağlık Bakanlığı müfettişleri Reha Özütok ve Bünyamin Yılmaz, Prof. Yener Koç imzalı nakillerden sonra yaşanan ölüm oranının hayli yüksek olduğunu saptadı.

‘NAKİL MERKEZİ DE İNCELENSİN’

25 Aralık 2009 tarihli raporda, Yener Koç’un hastanede görevli olduğu Kasım 2006 ile Temmuz 2008 aralığında yaptığı 105 operasyon sonucunda 8′i ilk 100 gün içinde olmak üzere 42 hastanın öldüğü belirtildi. Raporda, Yeditepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Kemik İliği Nakli Merkezi’nin, personel ve tetkik donanım açısından değerlendirilmesinin faydalı olacağı, Prof. Dr. Yener Koç’un uygulamış olduğu yöntemin de Bakanlık Kemik İliği Nakli Bilim Kurulu’nca değerlendirmesi gerektiği vurgulandı. Bakanlık müfettişleri, yaşamnı yitiren Şule Elvan Abdurrahmanoğlu’nun yakınlarının hastanede yeterli hekim bulunmadığı yönündeki iddialarını da haklı buldu. Raporda, “Kemik İliği Nakli Merkezi’nde tedavi gören hastaya gündüz ve sonrası genel olarak araştırma görevlisi Volkan Şenkal’ın ziyaret yaptığı görülmekte olup bu durum da hastane kemik iliği merkezinde hematoloji ve onkoloji uzman hekim yetersizliğini göstermektedir” ifadelerine yer verildi.

AİLENİN DAVASI SÜRÜYOR

Şule Elvan Abdurrahmanoğlu’nun vefatından yedi ay sonra 31 Temmuz 2008′de Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Kemik İliği Nakli Merkezi direktörlüğünden istifa eden Yener Koç’un, nakil için kök hücreyi temin ettiği ATİ Teknoloji Hücre ve Gen Tedavi Merkezi’nin Genel Müdürü Prof. Dr. Ercüment Ovalı da kök hücre üretimi ve nakliye işlemlerinden ötürü de hakkında dava açılmış bir isim. Bu nedenle 20 Şubat 2009′da Trabzon Tabip Odası tarafından bir ay süreyle meslekten uzaklaştırılan Ovalı, Şule Elvan Abdurrahmanoğlu’na nakledilmesi için verdiği kök hücreyi 7 bin 800 TL bedelle sattığı belirtiliyor. Ercüment Ovalı’nın kendi geliştirdiği aşıyı üzerlerinde denediği 26 hastanın öldüğü iddia edilmişti. Ovalı’nın adı ayrıca Hrant Dink suikastını ihbar eden Erhan Tuncel’i de Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde koruyan isim olarak gündeme gelmişti. Bu arada Abdurrahmanoğlu ailesinin, açtığı dava Kadıköy 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde devam ediyor. Yaşamını yitiren Şule Elvan Abdurrahmanoğlu’nun tedavisi için 350 bin TL ödeyen Sosyal Güvenlik Kurumu’nun (SGK) tedavide kamu zararı olup olmadığı da ayrıca soruşturuluyor.

‘İLİK NAKLİ BOEING YAPMAYA BENZER’

Prof. Dr. Yener Koç, Star gazetesinin 15 Aralık 2006 tarihli nüshasındaki demecinde “İlik nakli, Boeing uçağı yapmak gibidir. Yüksek eğitim, iyi bir ekip ve imkân gerektirir. Bir yıl oldu ve 42 nakil yaptık. Ölüm oranı sıfır” diye konuşmuştu.

Kurul’a gelince vakalara bakılır

Sağlık Bakanlığı Kemik İliği Nakli Bilim Kurulu üyesi Prof. Dr. Mehmet Akif Yeşilipek: “Yener Koç’la ilgili inceleme talebi henüz kurula ulaşmadı. 105 hastada 42 ölüm oldukça yüksek… Biz nakillere bağlı ölümleri transplant etkili mortalite olarak adlandırıyoruz. Ama bunu kesin olarak tespit etmek için hastanın genel sağlık durumu hakkında bilgi sahibi olmak lazım. Kök hücre nakillerinde kemik iliği nakilleri ispatlanmış tek tedavi yöntemi… Dolayısıyla deneysel bir tarafı yok. Vakalar tek tek incelendikten sonra bir sonuca varılabilir. Müfettişler istediyse mutlaka incelenir.”

Ortalama ölüm yüzde 10-15

Sağlık Bakanlığı Kanserle Savaş Dairesi Başkanı Prof. Dr. Murat Tuncer: “Ortalama risk grubuna giren hastalar için 105′te 42 ölüm oranı çok yüksek. Yener Koç’un yaptığı operasyonlarda tek tek ölüm nedenlerinin ortaya konulması gerekir. Kendisini tanırım. Yurtdışında eğitim görmüş bir hocadır. Eğer 105 hasta ortalama risk grubunda ise 42 ölüm inanılmaz bir oran. Yüzde 30 bile fazladır. Çünkü ortalama risk grubunda dünyada yüzde 10-15 mortalite (ölüm oranı) ile ilik nakli yapılıyor. Ama hastalar yüksek risk grubunda ise o zaman şaşılacak bir şey yok. Tek tek vakaların incelenmesi lazım.”

Sabah

Sağlığınız için gerekli 5 besin

Yazan: admin 07 Mart 2010  
Kategori: Genel Haberler, Sağlık

Dr. Mehmet Öz, günlük ihtiyacınız olan 5 besini açıkladı. İşte mutlaka alınması gereken o beş besin…

Doktor Mehmet Öz’den günlük ihtiyacımız olan 5 besin

LİF

Meyve, sebze ve tam buğdayda mevcut olan Lif hazım için gereklidir. Lif, ayrıca diyabet ve kalp hastalığı riskinizi de azaltır. Günlük lif ihtiyacınızı karşılamak için ahududu, frambuaz, yulaf ezmesi, mercimek ve pişmiş enginarı mutlaka yiyin.

VİTAMİN D

Vitaminin öneminin farkına değiliz. Belki de doğada D vitamini içeren çok fazla besin olmadığındandır. D Vitamini kemik sağlığınızı iyileştirir ayrıca bağışıklık sisteminize de faydalıdır. D vitamini almanın en iyi yolu asında göğüs dekoltesi, sırt ya da bacaklarınıza 15 dakika boyunca güneş banyosu yapmaktır. Yüzünüzü ve ellerinizi yaşlanmaya karşı her zaman korumanız gerektiğini unutmayın. Ve ilk 15 dakikadan sonra tüm vücudunuza UVA ve UVB içeren güneş koruyucucu sürmeyi ihmal etmeyin.

SU

Düşünerek ya da beceri gerektirmeden başarılabilecek bir konu. Aslında günde ne kadar su içmeniz gerektiğini söyleyen genel bir formül yok. Günlük su ihtiyacınızın belirlenmesi genel sağlık durumunuz, hareketliliğiniz ve nerede yaşadığınız gibi bir çok faktöre bağlı. Yeterli su içip içmediğinizi gösteren bir rehber sunmak gerekirse; gün boyunca ender susamak ve renksiz ya da hafif sarı 1.5 litreye yakın idrara çıkmak. Ayrıca suya elektronik bir karışım ekleyerek içebilirsiniz. İçtiğiniz suya yarım çay kaşığı kabartma tozu, tat vermesi içinde 1 çay kaşığı kaktüs özü ve 1 çay kaşığı da deniz tuzu ekleyebilirsiniz. Böylelikle vücudun su kaybetmesini önleyecek ve enerjinizi de arttıracaksınız. Karışımın içerisinde yapay hiçbir madde olmadığı gibi, kilo aldırmaz ve formada kalmanıza yardımcı olur.

KALSİYUM

Birçok kişi iskelet yapısının doğru gelişmesi için kalsiyumun önemini biliyor. Ancak kalsiyum kilo kaybına yardım ettiği gibi, kolon kanseri gibi bazı kanserlerden de sizi korur. Günlük kalsiyum ihtiyacınızı karşılayacak dozda bir vitamin alın ya da kalsiyumdan zengin süt, fasulye, kuru kayısı gibi besinler tüketin. Kalsiyumu D Vitamini ile birlikte aldığınız zaman daha doğru kullanılmış olacaksınız.

OMEGA 3

Beyin ve kalp sağlığı için çok gerekli olan Omega 3, ayrıca vücudun kanserle savaşmasına da yardımcı olur. Omega 3 yağlarının kaynağı balık yağı, bazı bitki ve fındık yağında mevcuttur. Omega 3 yağ asitleri kalp krizi ve felç riskini azaltmakta ve tansiyonu düşürmekte güçlü rol oynar…

Kök Hücrede Devrim

Yazan: admin 06 Mart 2010  
Kategori: Genel Haberler, Sağlık

Kök hücrede devrim niteliğinde buluşlar.

Türk Hematoloji Derneği Başkanı Prof.Dr. Muhit Özcan, ABD’li bilim adamlarının görme fonksiyonunun düzelmesi ve insanın bir hücresinin yeniden programlanması konusundaki çalışmalarının devrim niteliğinde olduğunu söyledi. Prof.Dr. Özcan, “Bunlar insanoğlunun 1969′da aya atılan ilk adımı kadar önemli. Ancak kesin sonuçlara ulaşmak 10- 20 yıl daha alabilir” diye konuştu.

Türk Hematoloji Derneği, Kemik İliği Transplantasyonu ve Kök Hücre Tedavileri konusunda, Amerika ve Avrupa’dan sonra en önemli ve en büyük üçüncü kongreyi, Antalya Belek’teki Xanadu Otel’de gerçekleştirdi. Türkiye ve dünyanın birçok ülkesinden 300′ü aşkın uzmanın katıldığı ve 3 gün süren kongrenin bitimiyle birlikte Türk Hematoloji Derneği Başkanı Prof.Dr. Muhit Özcan, THD Genel Sekreteri Prof.Dr. Mutlu Arat, Fransa Poitiers Üniversitesi’nden Dr. Ali Turhan ve İngiltere Anthony Kordon Kanı Bankası’ndan Dr. Alejandro Madrigal değerlendirme yaptı.

ABD’li bilim adamlarının yaptığı iki ayrı araştırmayı açıklayan Türk Hematoloji Derneği Başkanı Prof.Dr. Muhit Özcan, son 5 yılda Türkiye’de kök hücre kullanılarak yapılan kemik iliği nakli sayısının 600′den 1200′e çıktığını ama bu sayının aslında 3- 4 bin olması gerektiğini söyledi. Kök hücrenin kemik iliği naklinde iki önemli alanda çok umut verici gelişmeler ortaya çıktığını kaydeden Prof.Dr. Özcan, “Kök hücre araştırmaları henüz doğmamış bir bebek gibi ama çok umutluyuz. Araştırmacıların son dönemde ulaştığı iki yeni veri bulunuyor ve bunlar insanoğlunun 1969′da aya atılan ilk adımı kadar önemli. Ancak kesin sonuçlara ulaşmak 10- 20 yıl daha alabilir” diye konuştu.

İLK ARAŞTIRMA: KÖK HÜCRE RETİNAYA

Prof.Dr. Muhit Özcan, ilk araştırmayı şöyle anlattı:

“Bu araştırmalardan ilki farelere dışarıdan verilen embriyonik kök hücrelerinin gidip retinaya yerleşmesi ve görme fonksiyonunda düzelmeye yol açması. Kolombiya Üniversitesi’nden Stephen Tsang’ın araştırması, yan görüş kaybı ve az aydınlatılmış alanlarda görme zorluğu (gece körlüğü) ile karakterize edilen bir retinal hastalık grubu olan ‘Retinitis Pigmentosa’nın (RP) tedavisi için umut oldu. Hastalık, retinada görmeyi sağlayan hücrelerde hasara neden oluyor ve bu hastalık ABD’de 10 milyon, Türkiye’de ise 2.5 milyon kişide görülüyor. Tsang ve arkadaşları, RP hastalığı taşıyan farelerin göz dibindeki retinaya embriyonik kök hücre transfer ettiler. Retinaya yapılan nakil sonrası o kök hücrenin hem oraya yerleştiği, hemen de faaliyet görmeye başladığı anlaşıldı.

Çalışma ile farelerde, embriyonik kök hücrelerin RP’yi düzelterek görme kaybında iyileşmeye yol açtıkları gösterildi. Bu önemli bir bulgu ama burada sorun, deneye katılan farelerin yarısında kanser gelişmesi. Tsang, kök hücrenin kanser yapabilme sorununu aştıktan sonra insan deneylerine geçeceklerini söyledi.”

İKİNCİ ARAŞTIRMA: HÜCRE PROGRAMLAMA

Prof.Dr. Özcan, ABD’deki Stanford Üniversitesi’nden Marius Wernig ve Thomas Vierbuchen’in yaptığı ikinci araştırmayı ise şöyle anlattı:

“İkincisi ise dışarıdan kök hücre vermeye gerek duyulmadan insanın kendi bir hücresini yeniden programlayıp sinir hücresine dönüştürmesi ve hasarlı dokunun tedavi edilmesini içeriyor. Yani evrim teorisini düşünün, insanı alıyoruz yeniden maymuna geri gönderiyoruz ve yeniden programlayıp daha ileri bir düzeyde insana dönüştürüyoruz. Hücre mühendisleri herhangi bir bağ dokusunu alarak 9 geni aktive edip hücreyi yeniden programladı. Hasarlı doku dışındaki bir bağ doku hücresi, genetik değişikliklerle kök hücre özelliği kazandırılarak sinir hücresi halini aldı. Dışarıdan kök hücre vermeden hücrede genetik değişiklik yapıldı. Bu şekilde dışarıdan verilen embriyonik kök hücrelerin olası riskleri de ortadan kaldırılıyor.”

‘KANSERDEN DİYABETE UMUT OLUR’

Prof.Dr. Muhit Özcan, bu gelişmenin kanserden diyabete kadar birçok hastalığın tedavisinde yararlı olacağını belirterek, şunları söyledi:

“İnsanın kendi sıradan bir hücresi sinir hücresine dönüştürülüyor. Vücudumuzda milyarlarca hücre var. Ciltten, cilt altından bir hücre alıp kendi hücrenle istediğin gibi oynayabilirsin. Mesela bir ilacın yan etkisi mi var? Alırsın hücreyi yeniden programlarsın ve o ilacın vücuttaki yan etkisini kaldırırsın. Terminatör filminde adam kesildikçe kalkar yürürdü. Kesilmiş yeri programlıyorsun, hasta iyileşiyor. Mesela diyabet hastasında insülin salgılayan hücre yok. O bölgedeki hücreyi programlıyoruz insülin salgılayan hücreye dönüşüyor. Dışarıdan kök hücre yok. Kanserden diyabete kadar tüm hastalıkların tedavisi için umut olur.”

‘KORDON KANI BANKASI ANONİM OLMALI’

İngiltere’deki Anthony Kordon Bankası’nda görev yapan Dr. Alejandro Madrigal ise kişisel olarak kordon kanı saklanmasının çok doğru olmadığını belirterek, Anthony’de kurulan kordon kanı bankasının anonim şeklinde olduğunu kaydetti. 1974′de dünyanın ilk kordon kanı bankası olarak kurulan Anthony’de bugüne kadar 400 bin kayıtlı vericinin bulunduğunu ve 14 milyon gönüllü vericinin de transplant için sırada beklediğini belirten Dr. Madrigal, “Türkiye’de yeni kurulması planlanan kordon kanı bankası için bölgelere, etnik kökenlere göre yıllık ihtiyaca göre kordon kanı toplanarak anonim bir banka kurulması daha doğru ve yararlı olacaktır. Türkiye’de doğum hızı çok yüksek ve hepsinin kordon kanının veri bankasına alınması hem mümkün değil, hem de gereksiz. ABD’de yılda 2 milyon doğum var ve yılda 15 bin kordon kanı veri bankasına alınıyor. Toplanan kordon kanları herkesin kullanımına açık olmalıdır. Lösemili bir kişinin kendi kordon kanınından kök hücre uygulanırsa, yeniden lösemi tehlikesi mevcuttur. Bu doğru bir yaklaşım değil. Türkiye’nin önceliği ulusal bir yapılanma ile kendi içinden bu veri bankası kurulması olmalıdır” diye konuştu.

Kordon kanı toplanmasına ilişkin THD Başkanı Prof.Dr. Muhit Özcan ise yaptığı uyarıda, anne ile bebek arasındaki bağı oluşturan kordon bağının en geç 36 saat içinde alınarak uygun koşullarda saklanması gerektiğini söyledi. Prof.Dr. Özcan, kişilerin özel olarak saklamaya başlattıkları kordon kanlarının alınma süresinin 72 saati bile bulduğunu ve buna dikkat edilmediğini söyledi. Prof.Dr. Muhit Özcan, kordon kanınından daha çok hücre elde edebilmek için bazen de çok erken alındığını ve bu durumunda o anda bebek için tehlike oluşturduğunu kaydetti.

Erkek Çocuk İsteyenlere

Yazan: admin 05 Mart 2010  
Kategori: Genel Haberler, Sağlık

Çocuğun cinsiyetinin belirlenmesinde etkin rol oynayan sistemi çözen uzmanlar, erkek bebeğin sırrını verdi.

PH miktarı 7′den yüksek olan, negatif yüklü iyonları bol miktarda içeren ve içerisinde fazla miktarda oksijen bulunan ”alkali su” içen çiftlerin çocuklarının erkek olma olasılığının yüksek olduğu bildirildi.
Kimya mühendisi Menan Aysan Kuzanlı ve doktor Recai Yahyaoğlu tarafından hazırlanıp yayımlanan ”Alkali Suyla Sağlıklı ve Genç Kalmanın Sırları. Suyun İyileştirici Gücü” adlı kitapta, insan vücudundaki sıvıların asidite ve alkalitelerinin çocuğun cinsiyetinin belirlenmesinde rol oynadığı belirtildi.

Kitapta şöyle denildi:

”Erkeğin spermleri alkali, kadın vajinası ise asidiktir. Erkek kromozomları taşıyan sperm hızlı bir biçimde yol almasına rağmen yaşam süreleri kısa olduğundan vajinanın asidik ortamında ömrü çok kısadır. Buna karşın dişi kromozomları taşıyan sperm yavaş yol almasına rağmen vajinanın asidik ortamında daha uzun süre yaşayabilir. Bu basit sistem uygulanarak erkek veya kız çocuğa sahip olunabilmektedir. Anne ve baba çocuk yapma kararından 1 ay önce PH derecesi yüksek olan alkali su içmeye başlarsa spermler ve vajinanın içerisi daha alkali hale gelir. Böylece erkek çocuk yapma olasılığı yükselmiş olur. Alkali su vasıtasıyla hem erkek spermindeki alkali oran artmış hem de vajinadaki asidik ortam etkisini kısmen kaybetmiştir. Her iki etki karşılıklı olarak birbirlerinin etkinliğini artırmak suretiyle güçlü bir sinerji oluşmasını sağlar.”

”SUYUH PH DERECESİ 7′DEN BÜYÜK OLMALI”

Dr. Recai Yahyaoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Kore’de yapılan bir araştırmada erkek çocuk doğumlarıyla alkali su arasında ilişki bulunduğunun saptandığını belirterek, şunları söyledi:

”Kore’de yapılan bir araştırmada, son yıllarda alkali su içen anne ve babaların yüzde 95 olasılıkla erkek çocuklarının olduğu saptanmıştır. Bu sebeple Kore’de erkek çocuk oranının artması sorun olarak değerlendirilmeye başlanmıştır. Bu uygulama yüzde 100 sonuç verir diye bir kural yok. Bu yöntemle yüzde 100 erkek çocuk doğar demiyoruz. Sadece suyla cinsiyet belirleme arasında ilişki olduğunu anlatmaya çalışıyoruz. Vatandaşlarımız suyun alkali olup olmadığını PH derecesiyle (asit veya bazik derecesi, sertlik derecesi) anlayabilir. Piyasada satılan hazır suların ambalajlarının üzerinde, içerisindeki kimyasal maddeler ve PH derecesi yer almaktadır. H derecesi 7 ve üzerinde olan sular ‘alkali su’ olarak kabul edilir. Kısaca erkek bebek isteyen çiftler PH derecesi 7 ve üzeri olan suları tercih etsin. PH miktarı 7′den yüksek olan sular tercih edilirse bebeğin erkek olma olasılığı yüksek olur…

SGK’lılara Diş Müjdesi

Yazan: admin 04 Mart 2010  
Kategori: Genel Haberler, Sağlık

Danıştay 10. Dairesi, genel sağlık sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin, serbest diş hekimliklerine veya kurumla sözleşmesi olmayan sağlık kuruluşlarına sevk

Türk Dişhekimleri Birliği, 7 Eylül 2009 tarihli genelgenin bazı ibarelerinin iptali ve yürütmesinin durdurulması istemiyle Danıştayda dava açtı.

Danıştay 10. Dairesi, genelgenin sevk işlemlerinin, resmi sağlık kurumunca en az bir diş hekiminin de yer aldığı sağlık kurulu raporu ile kron ve protez tedavisine 180 gün, dolgu tedavisine 60 gün, diğer diş tedavilerine de 90 gün içinde başlanamayacağının belirtilmesi halinde serbest diş hekimliklerine veya kurumla sözleşmesi olmayan sağlık kuruluşlarına sevk edilebilmelerine olanak tanıyan ibarelerinin yürütmesini durdurdu.

Dairenin kararında, Anayasa Mahkemesinin, bir kararında, sağlık hizmetlerinin nitelikleri gereği diğer kamu hizmetlerinden farklı olduğunun, sağlık hizmetlerinin temel hedefi olan insan sağlığı sorununun ”ertelenemez ve ikame edilemez” nitelikte bulunduğunun vurgulandığı belirtildi.

Dairenin ara kararıyla davalı Sağlık Bakanlığı ve Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığına, sevk için bekleme süresinin iki katına çıkarılmasına ilişkin nedenlerin, Hacettepe Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Dekanlığına da belirlenen 180, 60 ve 90 günlük sürelerin ağız ve diş sağlığı açısından kabul edilebilir makul süreler olup olmadığının sorulduğu belirtildi.

Dekanlıkça gönderilen yazıda özetle, ”her türlü tıbbi sorunun zaman geçirilmeksizin tedavi edilmesinin kaliteli yaşam için şart olduğu, bu nedenle hastaların serbest diş hekimliklerine, Kurumla sözleşmesi olmayan resmi sağlık kurum veya kuruluşlarına, özel sağlık kurum veya kuruluşlarına sevklerinin zaman faktörü gözetilmeden yapılması gerektiği” görüşünün bildirildiği aktarıldı.

Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığınca verilen cevapta ise ‘’sevk için öngörülen sürelerin belirlenmesi aşamasında, Sağlık Bakanlığının görüşünün alınmadığı, bu sürelerin, tıp biliminin gereklerine uygun olduğu yönünde bir açıklamada bulunulmadığı” kaydedildi.

-”DİŞ HEKİMİ HASTAYI SEVK ETME YETKİSİNE SAHİP”-

Kararda, hastasını muayene eden, teşhisi koyan, uygulayacağı tedaviyi belirleyen diş hekiminin, hasta sayısı ve yoğunluğu, sağlık kuruluşundaki diş hekimi sayısı, hastanın varsa diğer sağlık sorunlarını ve sağlık kuruluşunun teknik imkanlarını ve benzeri durumları gözeterek, hastanın diş tedavisine ne zaman başlanılmasına veya bir başka sağlık kuruluşuna sevk edilmesine karar verme yetkisine sahip olduğu vurgulandı.

Dairenin kararında, ”Dolayısıyla diş hekiminin sözü edilen yetkisine doğrudan müdahale sonucunu doğuran, sağlık sorununun ‘ertelenemez ve ikame edilemez’ nitelikte bulunduğu hususunu göz ardı eden Genelgenin ilgili ibarelerinde hukuka uygunluk görülmemektedir” denildi.

Konuyla ilgili daha önce yayımlanan tebliğlerde, belirtilen süreler içinde diş tedavisine başlanılamayacağının belirtilmesi halinde diş hekimince, genel sağlık sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin serbest diş hekimliklerine, Kurumla sözleşmesi olmayan resmi sağlık kurum veya kuruluşlarına, özel sağlık kurum veya kuruluşlarına sevklerinin yapılabilmesinin mümkün olduğuna işaret edilen kararda, bu sevkin en az bir diş hekiminin de yer aldığı sağlık kurulu raporu ile olabileceği yönünde getirilen şartın yasal dayanağının bulunmadığı vurgulandı.

AA

Kilo Vermenin Sırları

Yazan: admin 24 Şubat 2010  
Kategori: Genel Haberler, Sağlık

Sağlıklı ve doğru kilo verebilmek için yapılması gerekenler…


ABD’nin önde gelen sağlık kuruluşlarından Mayo Clinic uzmanlarına göre, sağlıklı ve doğru kilo verebilmek için yapılması gereken, doğru yiyecekleri bulmak, yemekten zevk alarak tüketmek, böylece strese girmeden zayıflama süreci geçirmek, doğru beslenmeyi öğrenmek ve eski kötü alışkanlıklara dönmemek. Kilo vermek için öncelikle sağlıklı beslenme alışkanlıkları edinme ve hareketsiz yaşamı bir kenara bırakma konusunda kararlı olmak gerektiği belirtilen kitapta, şu sağlıklı alışkanlıkların edinilmesini öneriliyor: ‘Güne iyi bir kahvaltıyla başlayın. Meyve ve sebzenin bulunmadığı öğününüz olmasın. Tahılları sofranızdan eksik etmeyin. Zeytinyağı gibi sağlıklı yağlar tüketin, trans yağ ve doymuş yağlardan uzak durun. Her gün mutlaka egzersiz yapın, hiçbir şey yapamıyorsanız her gün 1 saat yürüyün.’ Çoğu zaman önemsiz görülen ve terk edilmesi gereken 5 kötü alışkanlık ise şöyle sıralanıyor: ‘Televizyon seyrederken asla yemek yemeyin. Şekeri hayatınızdan çıkarın, ‘yapamam’ diyorsanız tatlandırıcı olarak meyvelerden faydalanın. Aperitif olarak sadece meyve ve sebze yiyin, bir dilim kekin 4 elmaya eş değer olduğunu aklınızdan çıkarmayın. Eti az yağlı veya yağsız tüketin. Fast- food restoranlar başta olmak üzere dışarıda yemek yemeyi kesin.’

TELEVİZYON YEDİRİYOR?

A Plus Kliniği diyetisyenlerinden Sinem Paker, ‘Listenin başında televizyon var, neden televizyon karşısında yemek yenmemeli?’ sorusuna şu karşılığı verdi: ‘İnsanları adeta hipnotize ediyor. Bizi hareketsiz yapıyor. Eskiden çocuklar sokaklarda koşup oynarken şimdi televizyon, bilgisayar karşısında. Toplumumuzda şişmanlığın başlıca sebebi budur, hareketsizlik çok arttı” diyor.

Kilo vermenin sırrı karar vermekte

Sinem Paker, kilo vermenin sırrının karar vermekte yattığını belirterek, ‘Bu işi yapacağım diye düşünürseniz kilo verirsiniz ancak şu kıyafete gireceğim, şu düğün var hazırlanmam lazım mantığıyla yola çıkarsanız çok sıkıntılı oluyor’ dedi. Paker, hayat tarzı değişikliği yapılmayıp meseleye ‘diyet’ gözüyle bakıldığında zayıflamada başarılı olunmadığını da belirtti.

Bakanlık’tan Avandia Açıklaması

Yazan: admin 24 Şubat 2010  
Kategori: Genel Haberler, Sağlık

Bakanlık, “kalp krizi”ne neden olduğu iddiası ile gündemde olan Avandia isimli ilaçla ilgili tartışmalara açıklık getirdi.


Sağlık Bakanlığı kamuoyunda “kalp krizi”ne neden olduğu iddiası ile gündemde olan Avandia isimli ilaçla ilgili tartışmalara açıklık getirdi.
Sağlık Bakanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamada, ilacın kullanımıyla ilgili uyarıların ABD, Avrupa ve Türkiye’de aynı olduğu bildirerek, şu ifadelere yer verildi:
“ABD’deki ilaç prospektüsünde evre II-IV kalp yetmezliği kontrendikasyon olarak yer alırken konjestif kalp yetmezliği ve iskemik kalp hastalığı ile ilgili uyarı prospektüste siyah kutu içinde yer almaktadır.
Avrupa’da EMEA onaylı ürün bilgisinde evre I-IV kalp yetmezliği ve Akut Koroner Sendrom kontrendikasyonlar arasında yer alırken, kalp yetmezliği, Myokardiyal İskemi riski ve İnsülin ile birlikte kullanımda kalp yetmezliği riskinin arttığı uyarılar önlemler altında belirtilmektedir.
Türkiye’de 07.06.2007, 10.09.2007, 21.04.2008 tarihli komisyon kararları ile ilacın KÜB’ünün kontrendikasyonlar bölümüne “Evre I-IV kalp yetmezliği ve Akut Koroner Sendrom” ifadeleri ilave edilmiştir. Ayrıca uyarılar önlemler bölümünde siyah kutu içinde ilacın konjestif kalp yetmezliğinde kontrendike olduğu belirtilmektedir. Bu değişikliklerin hekimlere acilen duyurulması için 03.12.2008 tarihinde “Sayın Doktor Mektubu” dağıtılmıştır. Daha sonra ilgili komisyonlarda yapılan değerlendirmelerde bu grup ilaçların İnsülinle birlikte kullanımının kontrendikasyondan çıkarılması kararı alınmıştır. Ardından, 30.09.2009 tarihli “Beşeri Tıbbi Ürünler Ruhsatlandırma Danışma Komisyonu” kararı ile ilacın KÜB’ünde uyarılar önlemler bölümüne “Avandia’nın İnsülin ile birlikte yalnızca Metforminin kontrendike olduğu durumlarda sıkı kontrol altında kullanılması” uyarısının eklenmesi ve dış ambalaj üzerinde siyah kutu içinde “Bu ilacın, özellikle insülin ile birlikte kullanılması, kalp yetersizliğine neden olabilir. Kullanma talimatını/prospektüsü dikkatlice okuyunuz” ibaresinin yer alması kararı alınmıştır.”

Bu kararlar doğrultusunda, firmanın gerekli değişiklikleri yaparak bakanlığa KÜB/KT başvurusunda da bulunduğu ve KÜB/KT başvurularının inceleme aşamasında olduğu belirtildi.

Kutu üzerine ilavesi istenen ifade ile ilgili olarak firmanın itirazda bulunması üzerine, konu ile ilgili yazışmalar ruhsatlı ürünler şubesince yürütülüyor.

Etken maddesi Roziglitazon olan Avandia isimli ilaç hakkında ABD’de ve Türkiye’de bazı haberlere konu olmuştu.

Öte yandan ABD Finans Komitesi’nden iki senatörün Ocak’da ABD Kongresi’ne sunduğu 342 sayfalık bir raporda, “Avandia’nın kalp yetmezliği ve iskemik kalp hastalığı ile ilişkili risklerinin bilinmesine rağmen neden hala kullanımda olduğunu” sorguladı.

Ailede Huzuru Yakalamak İçin

Yazan: admin 18 Şubat 2010  
Kategori: Genel Haberler, Sağlık

Evliliğin tuzu, biberi tartışmanın dozunu kaçırmamak ve problemleri etkili bir şekilde çözebilmek için beş sürece dikkat..

Aile içinde problemlerin olması hayatın tabii bir gerçeğidir. Genel olarak anlaşmazlıklar, karşılaşılan problemler ile arzulanan durum arasındaki uyuşmazlıktan kaynaklanır.

İnsanoğlu için istekler sınırsız, ihtiyaçlar farklı ve imkânlar sınırlı olduğuna göre önemli olan önceliklere dikkat edilmesi, problemlerin birbirini etkileyerek içinden çıkılmaz bir hale gelmemesi ve etkili bir şekilde çözümlenebilmesidir.

Aile içi problemler daha çok şu konularda ortaya çıkar: Eşler ve diğer aile üyelerinin birbiriyle iletişim şekli. Sürekli kavga veya gerginlik. Aile üyelerinin diğer aile üyeleri ile ilişkileri, onların müdahaleleri. Anne-babanın çocuk ve gençlerle ilgili tutum ve davranışları. Aile üyelerinin arkadaş ve dostlarının etkileri. Aile içi sorumluluklar. Ailenin ekonomik durumu. Aile üyelerinin birbirlerine sevgi ve ilgiyi gösterme biçimlerini yetersiz görmeleri.

Problemli bir durumla başa çıkabilmek için bilinçli, mantıklı bir çaba gösterip çözüm şekli için çeşitli alternatiflerin üretilmesi ve bu alternatifler arasında en uygun olanın seçilip uygulanmasına ise “problem çözme” denilmektedir. Etkili problem çözme becerisine sahip olan kişiler stresle daha iyi başa çıkarlar. Bu kişiler bilhassa depresyon açısından daha az risk altındadırlar. Problem çözebilme yeteneklerinin geliştirilmesi ile aile içi problemler diğer sosyal problemler gibi daha kolay çözülmektedir. Bu konuda kişisel gelişim kitapları, seminerler, psikolojik danışmanlık vb. de yararlı olmaktadır. Örneğin, üvey annesi ile iyi geçinemeyen bir genç kızın evlenmek için talip olan ilk kişiyle evlenmeyi, denk olup olmadığını düşünmeden ve yakından tanımadan, sadece arkadaşlarının tavsiyesiyle kabul etmesi aceleci ve dürtüsel bir çözüm şeklidir diyebiliriz. Eşinin televizyon izleyip kendisiyle ilgilenmemesinden yakınan kişinin uygun çözüm yollarını denemek yerine ‘ben de kendi işlerime bakarım onu böyle kabul ederim’ diye düşünmesi uygun olmayan bir davranıştır.

Etkili problem çözebilme ise birbirini takip eden şu beş sürecin gerçekleşmesine bağlıdır:

Probleme odaklanın: İyi bir problem çözme motivasyonunun sağlanması için kişinin probleme karşı duyarlılığının artıp, zaman ve enerji harcamaya hazır olması gerekir. Geçmişte yaşanan olumsuz tecrübeler öğrenilmiş çaresizliğe yol açıp odaklanmayı zorlaştırabilir.

Problemi tanımlayın: Sosyal problemler de sayısal problemler gibi aşamalar halinde düşünüldüğü ve bilinenlerle bilinmeyenler net olarak değerlendirildiği zaman daha iyi çözülür. Bunların başında kişinin hem kendisinin hem de problemle ilgili diğer kişilerin duygularını ve davranışlarını, yeterliliklerini, yetersizliklerini ve sınırlarını iyi tanıyıp değerlendirmesi gelir.

Alternatifler üretin: Bütün ihtimalleri göz önüne alarak bunların arasından en iyisini seçmek demektir.

Doğru karar vermek için bekleyin: Kişi, ürettiği çözümlerin yerinde ve etkili olduğundan emin olabilmesi için çözüm için alternatifleri belirledikten sonra bir süre sakin bir şekilde bekleyip düşünmelidir.

Çözüm için genel değerlendirme yapın: Problemli durum ile uğraşılırken çözümün ne kadar etkili olduğuna bakın.

Çözümü zora sokmayın

Yeni bir durumla karşılaşılmış olması, bilgi ve tecrübe eksikliği, belirsizlik, ne istediğini bilmemek, neyin doğru olduğunu tam olarak algılayamamak, ailenin sürekli gerginlik içinde olması ve birbirini suçlaması, geçmişe takılmak, aşırı hayalcilik, olumsuz ihtimalleri düşünmek, problemi çözmek için bir gayret göstermemek çözümü zora sokar…

Sonraki sayfa »


sesli chat sesli sohbet